Hürriyet

11 Aralık 2011 Pazar

Ak Mı Kara Mı ? ( Objektif Ak Parti Analizi )



 Son dokuz yılda yaşadıklarımız adaletli bir kalkınma mı adaletsiz bir kalkınma mı tartışılır ama önümüzde çok net bir Adalet ve Kalkınma Partisi gerçeği var. Recep Tayyip Erdoğan'ın okuduğu bir şiir sebebiyle ceza alması, (Bir siyasetçinin okuduğu şiir yüzünden hapis yatması saçmalığı başka bir yazının konusu olur.)  Pınarhisar Cezaevi günlerine dayanan ilk kurulum projeleri, Fazilet Partisindeki görüş ayrılıkları ve Abdullah Gül'ün yenilikçi kanatta yer alması sonucu gerçek bir iktidar yürüyüşüne dönüşmüştür. Recep Tayyip Erdoğan ceza evinden yüzlerce araçlık konvoyla İstanbul Fatih'teki ofisine geçerken, üç yıl içinde Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olacağını düşünmüş müydü bilmem ama yeni bir parti kurulacaksa bu partinin lideri olmayı kafasına koyduğu ve kitlesinin de eğiliminin bunu onaylar yönde olduğu bir gerçekti. Nitekim bu sürecin sonunda Türkiye'de tarihin en büyük ekonomik buhranının yaşamasının da etkisiyle, halk son on yılın popüler siyaset figürlerine cezayı keşmiş ve 3 Kasım 2002'de AK Partiyi tek başına iktidara taşımıştır. 3 Kasım tarihi muhafazakar-demokrat kitle için 28 Şubat sürecinde döktükleri gözyaşlarının sevinç gözyaşlarına döndüğü tarih olarak da kabul edilebilir.
 
 Sermaye, modernleşme, teknoloji, Avrupa Birliği gibi kavramlarla bütünleşmekte zorluk çeken Refah Partisi kadrolarının aksine, Ak Parti neredeyse tüm vizyonunu bu kavramlar üzerine oturtmuş ve bu değişimi sağlarken de dini, muhafazakar kimliğinden de uzaklaşmamaya çalışmıştır. Avrupa Birliği vizyonu açısından da 17 Aralık 2004 ve 5 Ekim 2005 müzakere süreçlerinin başlama tarihleri ,1999 yılındaki Kopenhag Zirvesi'yle birlikte tarihimizin en önemli günleri arasına girmiştir. 2006 yılına kadar yine, uzman kişiler ve ekonomistler arasında görüş ayrılıkları olsa da, kısmi bir ekonomik iyileşmeden söz edilebilir. Bddk, Spk gibi yeni kurulan veya işlevselliği arttırılan bürokratik kurumlarla, bankacılık ve sermaye piyasanın kontrolü, verimli ve adil çalışması kontrol altına alınabilmiştir. Bu değişimi 2001 den 2011'e bankacılık sektörümüzün olumlu yönde ne kadar değiştiğiyle ve güçlendiğiyle de açıklayabiliriz. Ak Partinin, tek başına iktidar olmanın verdiği güçle de ilgili olarak yarattığı kısmen olumlu değişimlerden bahsetmişken, içerisindeki gerçekten donanımlı kurmaylara,  bürokratlara, bakanlara değinmeden geçemeyiz. Her ne kadar çevremde ki Ak Parti karşıtları ve fanatik parti sempazitanları kabul etmese de, Ak Parti, cahil,geri kalmış zihniyetli, beceriksiz ve sadece şansıyla ülke yöneten, üç genel seçimi de sadece  bu şansı ve halkın cahil olmasıyla kazanan bir parti değildir. Ak Parti, şu ana kadar oy atmamış olsam da ve bundan sonra da atacağıma ihtimal dahi vermiyor olsam da, kabul etmem gerekir ki, çok büyük bir siyasi projedir ve sağlam temellere dayanmaktadır.Hareketin başından beri içinde bulunan Ali Babacan gerek öz geçmişiyle gerekse şu ana kadar ki tavrı ve vizyonuyla başarısını kanıtlamıştır.Aynı şekilde Mehmet Şimşek Maliye konusunda bürokrasiyle de uyumlu hareket ederek fark yaratmıştır. Bu dönemde Merkez Bankası başkanlığı yapan  bürokratlardan Durmuş Yılmaz ve Erdem Başçı'yı başarısız ilan etmek hiç rasyonel bir yaklaşım olmayacaktır. Bankacılık sektörünün, dünyayı etkileyen küresel bir krizden sapasağlam çıkmasında yine Ak Partiyle uyumlu hareket eden Tevfik Bilgin'in katkısı yadsınamaz.Ayrıca bu dönemde yıllardır devletin içini kemiren kontra gerilla yapılanmaları ve derin devlet uzantılarıyla, her ne kadar adaletli olup olmadığı tartışılsa da, kapsamlı bir hesaplaşmaya gidilmiştir. 1990'lı yılların o korkunç atmosferinden, konjonktürün de etkisiyle kısmen kurtulduğumuz söylenebilir. Unutmadan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'na da değinmek gerekir. Dini bütünlüğü ve hassasiyeti son derece yüksek biri olmasıyla birlikte, çok iyi bir özgeçmişe sahip vizyoner bir bakandır. Gittiği gezilerde çevirmenleri düzeltecek kadar iyi bir İngilizce ve Arapça bilgisi vardır. Dünya siyaseti ve dış politikasına hakimiyetini araştırmak istersek, Stratejik Derinlik adlı kitabına bir göz gezdirmemiz yeterlidir. Yabancı ve Türk birçok bilimsel makalenin atıfta bulunduğu bu eser bize kendisi hakkında çok detaylı bir fikir verebilir. Bu önemli isimlere hareketin içinde bulunup sonradan ayrılan Ertuğrul Yalçınbayır ve Abdüllatif Şener gibi isimleri, hala partinin fikir babalarından olan,akıl danışılan Ergun Özbudun gibi danışmanları ekleyebiliriz. Kısaca özetlersek, bir zamanlar dışlanan, cahil görünen, geri kafalı diye tabir edilip tasviye edilmek istenen bu kişiler derslerine çok iyi çalıştılar. Eğer muhalefet önümüzdeki seçimlerde de benzer yenilgilerle karşılaşmak istemiyorsa rakibini iyi tanımalı ve en az onun kadar dersine çalışmalıdır. Son olarak olumlu olan bir gelişme olarak ordunun ve kışlanın siyasetten tasviye edilmiş olmasını sayabilir. Demokrasiye inanmış bireylerin askerin yol göstermesine ihtiyacı olmadığı gerçeğini onlarca acı deneyim sonucu öğrenmiş bulunmaktayız. Bir vatandaş olarak ülkenin kafasına inen darbelerin herhangi haklı bir nedeni olabileceğine inanmayanlardanım. O yüzden son on yıldaki anti militaristleşmeyi sonuna kadar destekliyorum.
 
 Dünyada var olan hiç bir ideolojik ve siyasi akımın salt doğrulardan veya yanlışlardan oluşabileceğini düşünmüyorum. Bu paralelde yöneticilerden kusursuz fikir ve icra ütopyaları beklemek sosyolojinin, felsefenin, siyaset biliminin özüne aykırı olmakla birlikte yaşamın da temel kurallarına aykırıdır. Sistemler de, ideolojiler de, bireyler de, makaleler de, doktrinler de kusurlu yanlarıyla  doğru yanlarının harmanlanmasından oluşmuştur. Bu felsefeden yola çıkıp Ak Partinin adaletli ve ak görünen yüzüne biraz daha dikkatli baktığımızda ise gerçekten eleştirebilecek yüzlerce konu da açabiliriz.
 
 Ekonominin büyümesi rasyonel rakamlarla kanıtlanabilirken, bu büyümenin halkın cebine nasıl yansıdığı konusu hala Ak Parti tarafından cevaplanması gereken zor bir sorudur. Gelir düzeyi açısından tahmini açlık sınırı ile  asgari ücretin neredeyse eşit olduğu bir ülkede gerçekten adaletli bir ekonomik kalkınmadan söz edilebilir mi? Sendikal haklar, işçilerin ve memurların geçim sıkıntıları gibi siyasal ve ekonomik olguların yanında aslında daha da derin sosyal yaralarımız olduğu gerçeğini hangi Ak Partili bize nasıl açıklayabilir? Kadına şiddetin son on yılda yüzde 1400 arttığı istatistiklerle kanıtlanmış bir ülkede, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı bu durumu bize nasıl açıklar acaba ? Otobüste, giyimlerinden dolayı dayak yiyen kadın haberlerinden daha kaç tane daha duymamız gerekir ki artık dogmatik zihinli egemen güçlerin sosyal hayatımızı zindan ettiğini gerçekten anlayalım, bunun farkına varalım ? Dolar milyarderi sayımız artarken açlık sınırında yaşayan vatandaşlarımızın sayısının da aynı oranlarda artması nasıl bir sosyal devlet ilkesinin tezahürüdür ? 72 tane gazeticinin tutuklu yargılandığı bir ülkede gerçekten adaletten ve demokrasiden söz edebilir miyiz peki ? 

 Basının,medyanın kontrol altına alınıp susturulmaya çalışılmasından ve tek tipleştirilmesinden hepimiz haberdarız. Kck operasyonları ile adeta ırkçı ve faşist baskılarla nice değerli insanlar suçsuz yere tutuklanırlarken, Ergenekon adı altında suçlu veya suçsuz ayrımı yapılmaksızın insanlar hapiste çürürlerken(Yıllarca bu ülkenin kanını emen kont ragerilla yapılarının, mafya örgütlenmelerinin liderlerini savunmuyorum. Haksız yere aylardır hapis yatanlardan söz ediyorum ) , bize bilinçli olarak empoze edilen popüler kültür metalarının etkisine rağmen hala gerçeklerin farkına varabiliyoruz çok şükür. Zor da olsa, tüm çıplaklığıyla bu faşizan baskıların hala farkına varabiliyoruz ve direniyoruz. Başbakana sormamız gerekir, ekonomimiz ortalama yüzde yedi büyürken vicdanımız yüzde kaç küçüldü acaba ?



 
 Tekrar ediyor gibi olacağım ama hiçbir ideoloji kusursuz değildir. Salt doğrulardan oluşamaz, tümüyle yanlış da olamaz. Son dönemlerin fanatik eğilimleri ve kısır bakış açılarından ziyade objektif bir tutumla ülkeye bakmaya çalışırsam,nacizane bilgim ve kişisel meraklarımla görebildiğim sonuç budur. Ak Partinin dünya görüşünden çok uzakta da olsam, yaptıkları hoşuma gitmiyor da olsa, belli başlı konularda başarılı ve vizyoner oldukları gerçeğini görmezden gelemeyiz. Bu görüşün bizi yozlaştıracağını, dogmatikleştireceğini, Ak Partiyi övmenin bizi haksız düzenin bir parçası yapacağını düşünmüyorum. Aksine eğer Ak Parti ile bir rekabet içindeysek,bu objektif bakışın bize rakibi tanıma ve tahlil etmede yardımcı olacağını savunuyorum. Tarihe, siyasete, yaşama  tamamen fanatik pencerelerden bakmak bizi birbirimize yakınlaştırmayacak aksine uzaklaştıracaktır. Eğer amacımız bu ülkede mutluluk ve bolluk içinde yaşama idealiyse, bunu sağlamanın en önemli yolunun empati kurmak ve birbirimize saygı duymak olduğunu düşünüyorum. Önce kendimize ,sonra da karşımızdakine veya rakibimize saygı duyabilmek. İşte bütün mesele bu, çünkü insan olabilmenin temeli bu. 
                                                                                               
                                                                                     Nevzat Onur Çapalov



Kalkınmanın Vatandaşa ve Sosyal Hayata  Yansımadığının İpuçları :

                                                              Türkiye
Uluslar Arası Demokrasi Endeks Sırası :   89
Ekonomik Özgürlük Endeks Sırası        :   67
Basın Özgürlüğü Endeks Sırası              :  106
Kadın Erkek Eşitliği Endeks Sırası         :  83
İnsan Gelişimi Endeks Sırası                   : 85
Genel Hane Halkı Refah Endeks Sırası   : 80

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde Türkiye'ye ait bekleyen dava sayısı : 15400

İstatistik Kaynakları : Economist Intellige Unit, Wall Street Journal, Freedom House Report, Human Devolopment Report, Legatum Index.

3 yorum:

PINAR dedi ki...

O otobüste dayak atan eksik akıllı keske bana yapsaydı da boyunun ölçüsünü alsaydı. Bak kaç ay gecti benim sinirim hala geçmedi. Sacından tutup otobüsten aşağı iterdim. Bunlar başka türlü anlmazlar. Keske ismini bilsem.

Nevzat Onur Çapalov dedi ki...

Tabiki boyunun ölcüsünü verirsin ama yinede öyle bişey yaşamamanı dilerim. Tesekkürler yorumun ve katkın için.

Adsız dedi ki...

Çok doğru tespitlerde bulunmuşsunuz. Her zaman söylerim, muhalefet olmak hükümetin yaptığı herşeye muhalefet olmaktan ibaret değildir. Eğer doğru varsa takdir edilmeli, yanlış olan noktalarda da gereği yapılmalıdır. Hepimizin amacı, ideali, hayali, çocuklarımıza, torunlarımıza refah ve mutluluk içinde yaşayacakları bir ülke bırakmak olmalıdır.

Ellerinize sağlık, saygılar..