Hürriyet

4 Aralık 2011 Pazar

Ülkenin Genel Durumu Üzerine Görüşler

 Türkiye tanım olarak, demokratik, sosyal bir hukuk devletidir. Parlamenter sistemle yönetilir. Laiklik ilkesini anayasasıyla benimsemiştir ki bunun sonucunda yaygın bir dini olmasıyla birlikte resmi bir dini yoktur. Ulus devlet olarak tanımlanır, üniterdir. Evet kağıt üzerinde belli başlıklarla böyle sıralayabileceğimiz ülkemize temel birkaç maddenin dışında kapsamlı bir tahlil yapmak istersek Türkiye'nin yukarıda bahsedilen teorilerle ve zihinlere  çizilen sınırlarla 88 yıl boyunca boğuşmuş, pratikte ise ideal, vizyonel bir bakış açısını bir türlü kazanamamış olduğu gerçeğiyle yüzleşiriz.Yani 88 yıllık cumhuriyet denemesinden yola çıkarak bir sonuca varmaya çalışırsak, Türkiye'yi rahatlıkla, antidemokratik, asosyal, hukuksuz ve hantal bir devlet olarak da tanımlayabiliriz.Osmanlı siyasal kültüründen gelen gelenekçi-liberal devletçi-seçkinci rekabeti, boyut ve çağ değişmiş olmasına rağmen benzer özelliklerle günümüze de yansımakta. İttihat ve Terakki ile Hürriyet ve İtilaf arasındaki diyalektiğin benzerlerini, yılların ve algıların değişmesiyle birlikte, Cumhuriyet Halk Partisi- Demokrat Parti,Cumhuriyet Halk Partisi-Adalet Partisi, Sosyal Demokrat Halkçı Parti - Anavatan Partisi ve günümüzde de Adalet ve Kalkınma Partisi-Cumhuriyet Halk Partisi şeklinde görebiliriz. Rekabet, ekonomi, siyaset ve sanat da dahil birçok alanda, tolere edilebilir bir seviyede tutulduğu sürece, kaliteyi ve niteliği arttırabilir.Gelgelelim yakın siyasi tarihimizdeki gibi vizyonel ve gelişmeci bir bakış açısından çok adeta bir kör dövüşü şeklinde sürdürüldüğünde kaliteyi bozmasının yanında bireylerin ve  toplumun psikolojisi ve sosyolojisini de bozduğu yadsınamaz bir gerçek.

 Kısa tarih yolculuğundan dönüp günümüze odaklanırsak, güçlü bir Adalet ve Kalkınma Partisi'ni,güçlenmeye çalışan bir Cumhuriyet Halk Partisi'ni, yerinde sayan bir  Milliyetçi Hareket Partisi'ni ve parlamentoda önemli sayıda vekili bulunan bir  Barış ve Demokrasi Partisi'ni görebiliriz.

 Bugünkü gündem de aslında geçmiş yıllarınkinden pek farklı değil. Bir yanda ülkenin güç odaklarını yönlendiren, kaynaklarını elinde bulunduran egemen güçler ve onların geçmişe dayanan kontrgerilla yapılanmaları. Bir yanda 90 'lı yıllara dayanan hala çözülememiş devlet -mafya siyaset üçgenleri ve terör. Bir yanda hukuksal denklemi hala çözülememiş faili meçhul cinayet dosyaları. Bir yanda demokrasi adı altında tüm bu örgütlenmelerle savaştığını iddaa eden iktidar. Diğer yanda bu hesaplaşmanın çok da adil olmadığından şikayet eden ana muhalefet ve tüm bu karmaşının içerisinde öncelikli derdi siyaset veya genel ülke ve dünya durumu olmayan, akşam yeni başlayacak dizisine veya yarışmasına odaklanmış, tüm bu siyaset denklemlerinden uzak, apolitik, uyuşuk, popüler kültür müptelası bir kitle.

 Velhasıl Kaderimizden mi beceriksiz yöneticilerimizden mi bilinmez siyasal yaşamımız yine arapsaçına dönmüş durumda. Bu karmaşa sosyolojik ve psikolojik olarak hepimiz hayatlarını, ilgileniyor olsak veya olmasak da direkt olarak  etkiliyor. Sanayi ve Fransız Devrimi'ni kaçırmış, İnkılap Devrimleri'ni uygulama açısından birçok yöntem yanlışı yapmış, ekonomik sınıflarını bile tam olarak oluşturamamış üstüne üstlük bu karmaşaları yaşarken 3 resmi, 2 postmodern ve en az 5 tane de proje aşamasında kalan (iyi ki de kalan ) darbelere maruz kalmış bir ülkenin vatandaşları olarak gitgide kafası daha da karışan, yüzkasları gergin, kalbi donuk, vicdanı kayıp bireyler olduk.Ülkeye ve çevreme baktığımda genelde mutsuzluk ve bitkinlik görüyorum. Hayal kuramayan, dünyadan habersiz, bilişim çağının bile sadece eğlenceli ve tasasız kısımlarını içselleştirmiş, bilimsellikten uzak, statükocu, yerinde sayan sıkıcı tipler haline getirildik.Farklı olanların otomatizasyon dahilinde törpülendiği, standartın dışına çıkanın cezalandırıldığı garip bir gelişmişlik çağı ve algısında yaşıyoruz. Artık bu toprağın çocuklarının da mutlu olma zamanı gelmedi mi ? Artık biraz kıpırdanıp üzerimizdeki ölü toprağını atmamız gerekmez mi ? Karmaşa, beceriksiz yöneticiler, savaş, kan ve otorite bu toprağın vazgeçilmezi mi ? Yaşarken ölmek kaderimiz mi ?


Nevzat Onur Çapalov

Hiç yorum yok: