Hürriyet

9 Aralık 2011 Cuma

Yalnızlık Senfonisi

 Yalnızlık. Başlı başına yoksunluk ve düşkünlük hissettiren bir kelime. Etimolojisinin ötesinde sadece söylenişiyle bile hüzünlü tınlıyor kulakta. Peki gerçek bu mu ? Yalnızlık bize inandırıldığı kadar kötü ve bedbaht bir duygu mu ?Yalnızlık olgusu günümüzün aşırı sosyal ve paylaşımcı trendleriyle yerin daha da mı dibine geçiyor ? Bence tam aksi.
   
 Evet yadsınamayacak bir gerçek şu ki insan sosyal bir varlıktır. Buna daha bir çok klasik tanımı da ekleyebilir, uzatabiliriz. Ama uzatmayıp bu kuru rasyonellikten biraz uzaklaşabilirsek belki yalnızlığın da güzel ve keyifli yanları olduğunu keşfedebiliriz. Öncelikle ele almamız gereken husus şu ki yalnız doğduk. Evet teorik olarak iki kişinin katkısı olduğunu yadsımıyorum ama ortaya çıkan sonuç bazı benzerliklerine rağmen bambaşka, yalnız, kendine özgü bir birey. Evet annemizin rahmindeki amniyotik sıvıda 9 ay  mucizevi şekilde yaşamış olabiliriz, evet doğduğumuz andan itibaren bizi sevenlerin koruma kalkanı altına girmiş de olabiliriz ama ne olursa olsun sonuçta yapayalnızdık. Dünyaya merhaba dediğimiz andaki hıçkırıkta da yalnızdık, mışıl mışıl keyifle aldığımız ilk uykumuzda da. İlk açlık dürtümüzle süt isterken de yalnızdık, ilk yürüme deneyimimiz yerçekimi tarafından tiye alınırken de. Mahallede ilk dayağı yalnız başımızayken yedik, yanımızda ne çok güvendiğimiz kankalarımız ne de bizim kutsal koruyucumuz babamız vardı.Yalnız başımıza dayağı yedik ve böylece kavga etmeyi öğrendik.İlk ergenlik aşk acılarını kimseyle paylaşamadık, herhalde bu konu hakkındaki tek görgü tanığı kafamızı gömüp göz yaşına boğduğumuz yastık olmuştur. Ailemizle ilk kavgamızı ettikten sonra sinirden yumrukladığımız dolapta her şeye tanıktı belki, ama sonuç olarak baştan aşağı yalnızdık hep.Tabi birçok şeyi de yalnızlıktan öğrendik sanırım.Yalnızlık, özgürlük ve korkusuzluktu bir nevi,yalnızların kaybedecek bir şeyleri yoktu.Yalnızlık muhteşemdi aslında.
 
 Günümüz trendleri sayesinde bir tıkla yüzlerce kişiye ulaşıyor olabiliriz, okulda, kafede onlarca kişiyle konuşuyor, görüşüyor olabiliriz hatta tüm bu davranış biçimleri bize yalnızlığımızı kısmen unutturuyor da olabilir ama sonuçta yine sırılsıklam yalnızız. Düşünseniz ya kaç kişiye dostum dediniz ve sonra aslında hiçbir şeyiniz olamayacaklarını anladınız, ya da kaç sevgilinize 'hayatım' dediniz ve şu an hayatlarınızın kenarlarında bile değiller ? Ama siz hala buradasınız, ben hala buradayım. Hayatımın tam ortasındayım. Kısacası size kazık atmayacağına kefil olabileceğim tek kişi yine sizsiniz. Tüm dünya karmaşasından geriye kalan yine insanın kendisi olacaktır.
 
 Yalnızlık öğreticidir, umursamazdır, korkusuzdur, kaybetmeyi akla getirmeyecek kadar idealisttir.Sosyal toplulukların, mecraların, kalabalıkların hipnotik etkisi bizi mutlu hissettiğimize inandırabilir, ama eğer aynaya baktığımızda her sabah  mutlu bir gülümsemeyle selamlayamıyorsak kendimizi, ya da bir günü bile yalnız geçirmeye tahammül edemiyorsak baş başa, kendimizle. O zaman bu hipnotik etki ve içten olmayan sosyal gösteriş kahkahaları bizi kendimize yabancılaştırıyor demektir.
   
 Elbette kollektivist bilinç gereklidir, toplumsal hareketten güç doğar ama unutmayalım ki her büyük hareketin bir yalnız kovboyu, yöneticisi, cesur yüreği  de vardır. Dahilere, vizyon yaratmış çağ değiştirmiş liderlere, farkındalık yaratmış sanatçılara baktığımızda göreceğimiz ortak yan onları besleyen ve tetikleyen yalnızlıklarıdır.
 
 Artık bir sonuca bağlamamız gerekirse, çok üzgünüm ama bize dışarıdan gelecek hiç bir yardım yok, bize sahip çıkacak hiç kimsemiz yok, büyülü değneğiyle bize dokunacak bir şans meleği yok. Yalnızca kullanabileceğimiz müthiş bir aklımız ve benliğimiz var. Bu karmaşa içinde bu yaşam savaşını sadece biz vereceğiz ve sonuçlar da bizim şaheserlerimiz olacak. Tek gerçek var o da yalnızlığımız ve kendimiz.Bu sonsuz bir yalnızlık senfonisi. Maestro da biziz piyanist de. O yüzden aynadaki yansımamızı önemsemeliyiz. O bizim tek gerçek sevgilimiz ve dostumuz. Yarattığımız ve sonra da deliler gibi taptığımız bütün genel geçer değerleri bizim sonsuz algımız yarattı. Her şeyden daha önemli ve değerli olan yücelerin yücesi algımız. Sonsuza kadar kaçabileceğimiz,sığınabileceğimiz başka bir benlik ya da beden bulamayacağımıza göre, eğer yalnızsanız üzülmeyin, sıkılmayın, daralmayın. Sadece tadını çıkarın !

                                                                   


'' Yalnız yaşayan kuşun özelliği beş katmanlıdır: Birincisi, en yüksek noktaya doğru uçar İkincisi, kendisine eşlik edenlere göz yummaz Üçüncüsü, gagasını gökyüzünü hedeflemiştir Dördüncüsü, belirli bir rengi yoktur Beşincisi, en ahenkli şakıyan odur.
Gözlerini kapat ve varlığını  iyice hisset, kendine eşlik etmenin keyfini çıkar. Tek başına olmanın arayışında ol. Bir liderin bütünlüğünü oluşturma ve güç elde etme yöntemi budur. ''

   Nevzat Onur Çapalov

   Alıntı : (Stefano D'anna)

Hiç yorum yok: