Hürriyet

26 Şubat 2012 Pazar

Başbakana Mektup


 Sayın Başbakanım, saygılar ve sevgiler öncelikle. Yakın çevrenizden ve kurmaylarınızdan gördüğünüz ilgi ve alaka kadar onore edebilir miyim sizi bilemiyorum ama tüm eleştirilerime ve karşı çıkışlarıma rağmen sizi seviyorum ve size saygı duyuyorum, bunu öncelikle belirtmek isterim. Elbette sizin siyaset felsefeniz ve metodolojiniz hakkında eleştirebileceğim onlarca madde ve husus bulunuyor ve bunları da bu yazıda özetlemeye çalışacağım ama öncelikle ülkemizde son yıllarda artmakta olan şiddet, fanatizm ve kavga kavramlarına inat size saygımı ve sevgimi belirtmek istedim. Kısaca bu yazı herhangi bir Türkiye Cumhuriyeti gencinin sevgi ve saygı çerçevesinde Başbakanına içini dökmesi olarak da tanımlanabilir.

 Başbakanım yıllardır kafama takılan ve nedenini bir türlü anlayamadığım bir konuyla başlamak istiyorum. Aktif siyaseti ve sizi yakından takip eden biri olarak neredeyse her konuşmanızda( Özellikle miting ve benzeri tansiyonu yüksek konuşmalarınızda) benzer ve beni rahatsız eden bir retorikle karşılaşıyorum tarafınızca icra edilen. Sayın Başbakanım, belki geçmişte yaşadığınız zorlu süreçler ve Türkiye demokrasine yapılan balans ayarlarına duyduğunuz öfkeden belki de başka birtakım sebeplerden ötürü partinize üye olmayan, sempati duymayan veya diğer partilere sempati duyan, hatta o partilere destek veren insanlara yönelik olarak kullandığınız ‘ Onlar ’ vurgunuz gerçekten beni üzüyor hatta rahatsız ediyor. ‘ Onlar bu ülkede ezanı Türkçe yaptı, onlar bu ülkede darbe yaptı, onlar gözünü merkez bankasında biriken 70 milyar dolara dikti, onlar Ergenekon yapılanmasıyla ülkeyi sömürdü, onlar Dersim’de katliam yaptı, onlar 27 Nisan’da muhtıra verdi, onlar 28 Şubat’ta Başbakan devirdi, onlar 1960’da Başbakan astı vs. Onlar… onlar… onlar… Peki kim bu ‘onlar’ sayın Başbakanım ? Ben partinize oy atmamış ve bundan sonra da atmayacak olan, sizin yaşam tarzınıza çok uzak,  toplum mühendisliği  projeniz olan ‘dindar nesiller’ kategorisi içine girememiş ve genel anlamda sizden ve anlayışınızdan çok farklı biri olabilirim. Ama aynı ben bu ülkede darbe yapmadım, 28 Şubat sürecini desteklemedim, askeri vesayeti onaylamadım, Ergenekon yapılanmalarına sahip çıkmadım, Kürt halkına yapılan programlı eziyetlere karşı çıktım, Merkez Bankasındaki 70 milyar dolara gözümü dikmedim, başörtüsü yüzünden üniversite eğitim hakları elinden alınan insanlar için üzüldüm ve bu uygulamayı haksız buldum, internet andıcı yazmadım, Ayışığı, Sarıkız, Balyoz, Ergenekon darbe planlarını kınadım ve tüm bunlara karşı durdum. Peki bu ülkeyi gerçekten otokratik yöntemlerle yönetmeye çalışan, gelişmiş bir demokratik anlayıştan yoksun bu kitlelere olan öfkeniz niye beni de kapsıyor, sırf size muhalif bir çizgide olduğum için mi ? Tam olarak nedir istediğiniz sayın Başbakanım, gerçekleri görmememiz mi, sizi hiç eleştirmememiz mi, peki siz bu sert üslubunuz ve tavrınızla bu ülkeyi tepeden inmeci anlayışlarla yıllarca yöneten, devlet ideolojisini halkın kafasına vuran zihniyetlere savaş açmışken niye en az onlar kadar sert davranıyorsunuz sizin gibi düşünmeyenlere ? Bu açtığınız savaşı ironik bir hale sokmuyor mu peki, demokrasi için savaşırken özgürlüklerimizin kısıtlanıyor oluşu son 10 yılın görmemiz gereken bir gerçeği değil mi ? Sayın  Başbakanım ben neden Kürt haklarını savunsam PKK’ lı, başörtülü bir kadının üniversite hakkını savunsam irticacı, İzmirli bir kadının klasik müzik dinleme ve konforlu yaşama hakkını savunsam elitist, Hrant Dink’in yaşam hakkını savunsam Türk düşmanı, Tekel işçilerinin emek hakkını savunsam anarşist ilan edildiğimi öğrenmek istiyorum bu ülkede. Elbette bu  sert ve agresif tavırlar tüm Türkiye tarihinin yarattığı bir sosyal olgu, sadece sizi bağlamaz ama unutmamanız gereken bir husus var ki son 10 yılın kaderini ve tüm sonuçlarını siz ve kurmaylarınız belirledi. Özel yetkili savcılarla olsun, kanun hükmünde karaname yetkilerinizle olsun, meclis çoğunluğunu ustaca kullanıyor olmanızla olsun bugünkü Türkiye’nin iyiye doğru da kötüye doğru da gidişinin bir numaralı sorumlusu sizsiniz, zira farkındasınızdır ki Başbakanlık yüksek sorunluluk bilinci gerektiren önemli bir merci. Peki Başbakanım ben size bireysel veya kitlesel olarak ne kötülük yaptım ki her sözünüzde her vurgunuz da aşağılandığımı ve dışlandığımı hissediyorum. Bunu öğrenmek hakkım, hakkımız.
  
 Sayın Başbakanım kafama takılan ve söylemek istediğim her şeyi yazarsam bu yazı sıkıcı ve uzun olur. Her mektup biraz duygu yüklü biraz da romantiktir dolayısıyla teknik tabirlerle, rakamlarla, verilerle uzatmak yerine kısa kesmeye çalışacağım bu iç döküşümü. Yine de değinmem gereken bazı önemli konular ve eleştirilerim var. Örneğin kadına şiddetin son on yılda istatistiklerle kanıtlanmış olarak artıyor olduğu gerçeğine bakmaya cesaret edebilir misiniz veya bunun sebebinin ne olduğuna dair gerçekçi bir özeleştiride bulunabilir misiniz bu konuda hiçbir etkili çalışma yapamamış bakanlarınızla birlikte ? Eğitimdeki ‘Fatih Projesi’ni takdir ediyorum elbette  ama hala ilköğretimden yükseköğretime vizyoner bir eğitim bakış açısı kazanamamış olmamızda sizin ve kurmaylarınız eksikleri olmadı mı acaba son on yılda ? Zira dil eğitiminden bilgisayar eğitimine, mesleki eğitimden felsefe ve müzik eğitiminin eksikliğine kadar yanlış giden onlarca eğitim hususu gün gibi önümüzde dururken çocuklarımıza dağıtılan ve işletim sistemlerinin başka ülkelerce kodlandığı tablet bilgisayarlar gözlerimizi boyamaya yetecekler mi sizce ? Genel bir yaşam algısı geliştirememiş, beceri ve eğilim uygulaması ve yönelimi gösterememiş, dindar veya dindar olmayan diye ayrıştırılan bir nesil tablet bilgisayarlarıyla mı bu ülkeyi değiştirecek sayın Başbakanım ?

 Kısacası partinizin ve sizin son  on yılda yaratmış olduğu pragmatik gelişimi yadsımam haksızlık olur ama aynı gerçekçilikle ideolojiniz ve metodolojinizin de bu ülkede bazı insanların kalbini kıracak ve dışlayacak kadar sert olduğunu belirtmek isterim. Tüm bu  ideolojik ve soyut kavramların dışında, gelişen ekonomiye rağmen artan tüketim eğilimini, sömürülen bir Pazar oluşumuzu ve cari açığı nasıl göz ardı edebiliriz, sürekli artan kadına şiddet ve genel toplumsal şiddeti nasıl yadsıyabiliriz, hızlı başlayan ama temeli olmadığı ve seçim kaygılarınız olduğu için devamını getiremediğiniz Kürt Açılımı fiyaskonuzu nasıl unutabiliriz. Yargı üzerindeki etki ve güdülemenizi hatta MİT üzerinden kendi yandaşlarınızla hesaplaşıyor oluşunuzu nasıl umursamayabiliriz, medyada sizin karşınızda duranlara yapılanları nasıl yok sayabiliriz ? Duble yollarınıza, yerel belediyelerdeki çalışmalarınızı, hızlı tren projelerinizi takdir ediyorum fakat vizyonumuz bu gelişmelerle açılırken vicdanımız, erdemimiz ve adaletimiz nereye kayboldu sayın Başbakanım, esas ve temel sorum bu ? Bir işçi ile bir genel müdürün arasındaki maaş farkının 250 kata çıkmış olduğu gerçeği sizin sosyal devlet politikalarınızın eseri değil mi, tüm gelirin yüzde 60’ının nüfusun yüzde 10’luk bir kesiminin elinde ve güdümünde  olması gerçeği sizi daha mı halkçı ve demokrat yaptı peki ? Başbakanım dikkat etmiyor musunuz bu ülkenin beş yıldızlı, gösterişli otellerin çatı katları hep varoşlara ve gecekondu mahallelerine bakıyor, ama biz bu durumu umursamıyoruz bile kokteyllerimizi yudumlarken. Siz ki elitist ve tepeden inmeci  eğilimlerin karşıtı bir Başbakansınız, bu adaletsizlik ve sömürü sizi rahatsız etmiyor mu peki ?

 Sizi asla bazılarının yaptığı gibi gaddarca eleştiremem. Her Başbakan kadar iyi ve yine her Başbakan kadar kötüsünüz, zaten kusursuz bir lider arayışı boşa bir arayıştır, farkındayım. Sizi de etkileyen binlerce parametre var, dış konjonktür var, hala bu ülkenin kanını emen bir derin devlet gerçeği var ve tüm bunlarla uğraşırken, günde 4 saat uykuyla gece 12 ‘ye kadar çalışarak bu topraklara hizmet etmeye çalıştığınızın da farkındayım herkes gibi, hak veriyorum, takdir ediyorum. Ama çevreniz, sizi kutsal  atfeden algılar, size biat eden kültürler sanırım sizi kendinize ve yanlışlarınıza yabancılaştırıyor ve bu hissiyatı ve eleştiri özelliğini kaybedip bir hegemonya kurmaya doğru ilerleyen durumunuz, korkarım sizi içine çeken bir kara deliğe dönüşüyor gitgide, bu esas üzücü nokta sizin açınızdan.

 Başbakanım son paragrafa gelmiş bulunuyoruz. Devlet kavramı, halk kavramı, demokrasi kavramı göreceli ve kesin olmayan veya doğru anlaşılamayan kavramlar yıllardır. Bu sebepledir ki hala hem Dünya hem Türkiye sınıf kavgalarıyla, gelir adaletsizliğiyle, savaşlarla, silah pazarı ve rantıyla, açlıkla, dayatmayla, hukuksuzlukla, çevresel sorunlar ve küresel ısınmayla, yani özetle acıyla inliyor. Ama benim kişisel olarak demokrasi kavramı ve devletten anladığım beni mutlu etmek ve huzurlu bir yaşam sürmem için var oldukları gerçeği. Üniversiteler benim okumam için kuruldu, kamu bana hizmet için var, seçim sandıkları benim yani biz ‘halkın’ tercihlerine sayı duymak için var. Para kitlelerin ortak paylaşımı ve mutluluğu için var. Dünya tüm canlıların, cinsiyetlerin ve eğilimlerin saygıyı ve huzuru hak ettiği gerçeğini bizlere kanıtlamak için var. Ve siz Başbakanım, her zaman söylediğiniz gibi halka yani bireysel olarak bana hizmet etmek için varsınız ve o  önemli görevi icra ediyorsunuz. Maalesef gerçek şu ki tüm bu saydıklarımın çok azına sahibiz ve bu ülke mutlu değil, gerçeği görmemiz gerekiyor, bu durumdan sizler de büyük ölçüde sorumlusunuz. Tüm insanlık sorunları gibi ülkemizdeki temel sorunlar da birbirimize düşman olarak, birbirimizi dışlayarak, farklı anlayışlardayız diye birbirimizi ötekileştirilerek çözülmeyecek. Sizden biraz daha sevgi, anlayış ve hoşgörü bekliyorum.

 Ayrıca Geçirdiğiniz ameliyatlar ve sağlık sorununuz için acil şifalar ve uzun, sağlıklı bir ömür diliyorum. Ve son olarak, bugün 26 Şubat, doğum gününüzü kutluyorum, iyi ki doğdunuz iyi ki varsınız ve iyi ki sizi eleştirebiliyor, gelişime bir katkı sunabiliyoruz kendi çapımızda da olsa. Kimsenin dışlanmadığı mutlu ve adaletli bir ülke hayaliyle  başarılar ve iyi çalışmalar diliyorum size.

Saygılarımla, Sevgilerimle

Nevzat Onur Çapalov

Hiç yorum yok: