Hürriyet

13 Temmuz 2012 Cuma

Mezuniyet, Higgs Bozonu, TOKİ, Şık ve Sıradan Lisans Mezunları ve 1 Dakikalık Kaygı Duruşu


 Geçen hafta mezuniyet törenimdeydim. Lisans dönemimin resmi olarak bitişi ve hayatımdaki yeni dönemlerin açılışı açısından önemli bir geceydi kuşkusuz. Ama ben her zamanki tuhaf psikolojim ve garip bakışlarımla, kendimi gecenin ritmine bırakmak yerine çevremi gözlemlemeyi seçtim  kimseyi şaşırtmayacağı üzere ve bu ilginç tespitlerimi sizlerle de paylaşacağım izninizle ;

 Öncelikle insanların kıyafetlerine takılmadan edemeyeceğim. Hiçbir zaman anlayamadığım, sanki kutsal bir kitaptan inen bir emirmişçesine tapılan durum tekrar yaşandı. Kimsenin şaşırmayacağı üzere yine erkekler takım elbiseli ve kravatlı kadınlar ise şık, gösterişli elbiseleri ile salınmaktaydı gecemizde. İşin tuhaf ve ironik olan kısmı şu ki, kendini göstermek için böyle büyük çabalara girenler ufak bir detayı  ve kavramı gözden kaçırıyorlardı her zaman yaptıkları gibi ; ‘ Algıda seçiçilik kavramı ’. Tüm gece dört bir yanımız, kravatlı, siyah kunduralı, otuzlu yaşlarında gösteren erkekler ve görece şık, fondotenli, makyajlı ve yüksek topuklu hanımlarla çevriliydi ve işte tam da bu yüzden giyimine hiç özen göstermeyen biri, giyinmek için bunca gayret gösteren ve para harcayan türdeşlerinden çok daha kolay ilgiyi çekebilirdi. Bin tane takım elbiseli ciddi adamın arasına bir tane şortlu bir kırık atarsanız, o kırığın tüm ilgiyi hepsinden daha çok üzerine toplayabileceğine bahse girerim. ( Ki onca mezundan aklımda kalan birkaç kişi de tam da bu şekilde, rahat kasmadan giyinen kişiler oldu.) Kısacası farklılaşma, seçkinleşme ve elitleşme gayreti görsel açıdan birbirinin aynısı kadınlar ve erkekler yarattı. Reklamın iyisi kötüsü olmaz mantığıyla ele alırsak, mezuniyetine şortla gelen, veya spor ayakkabı gibi rahat giysilerle takılan kişiler herkesden fazla ilgi çeken kişiler oldular. Sıradanlaşanlar ise tam aksine iyi görünmeye çalışanlardı çünkü sayıları oldukça fazlaydı.

 Neyse giysi, dış görünüş gerçekten çok önemsediğim bir mesele değil. İnsanların şık olma isteğini de anlayabiliyorum bu yüzden bu konuya kafayı takmak yersiz diye de düşünebiliriz biraz umursamaz tavırlar takınırsak.  Bir diğer garip gözlemim ise yapılan resmi konuşmalar ve neredeyse her törende bir ritüel halini alan saygı duruşu, İstiklal Marşı vs ile ilgili olacak. Yine tören alandaki yetkin kişilerin ufuk açıcı konuşmalarıyla açıldı her zamanki gibi. Bu yetkin kişilerin her biri Laiklik, Atatürkçülük, Aydınlık Türkiye, Büyük Türkiye Cumhuriyeti gibi laflarla doktrinler yarattı, tezler yazdı, gözlerimizi yaşarttı. Atatürk ve tüm şehitler huzurunda  1dk’lık saygı duruşu yapıldı, ardından İstiklal Marşı okundu. Ama maalesef kıyafet ironisinden daha da göze batan ironi şu ki, tüm lisans mezunları, sıraya girmiş yaklaşık 600 genç, bölüm birincileri, bölüm başkanları ve yetkin tüm yüce şahsiyetlerin herhangi birinden bu ülkenin gerçek gündemine ilişkin bir tane ciddi, elle tutulur eleştiri yapılmadı. Bir tane tepkisel pankart açılmadı, adam gibi iki kelam edilmedi, yerini bulacak bir tane mesaj verilemedi.

 Samsun’da TOKİ’nin inşa ettiği mezarlıkta ölen 10 vatandaşımıza hiçbir İnşaat Mühendisliği mezunu veya Jeoloji Mühendisliği mezunu arkadaşım tepki göstermedi. 1000 lerce taşeron işçinin çalıştığı maden sektörüne, her gün bir yeni iş kazasıyla uyandığımız bu düzene ve sömürüye herhangi bir Maden Mühendisliği mezunu arkadaşım tepki göstermedi. HES’lerle, çevreye zarar veren şirketlerle, doğayı tahrip eden politikalarla  ilgili hiçbir Çevre Mühendisliği mezunundan bir ses veya tepki duyamadık. 500’ yakın üniversite lisans öğrencisi düşüncelerinden dolayı hapisteyken bizim mezuniyetimizi kutluyor oluşumuz hiçbir mezun veya akademisyen tarafından garipsenmedi, ne garip ? Başta akademisyen Büşra Ersanlı olmak üzere onlarca değerli düşünürün ve bilim üreticisinin kati bir faşizm altında dümdüz ediliyor oluşu da o gece kimsenin ilgi alanına girmemişti anlaşılan. Kadına şiddete, doktorlara şiddete, çevreye ve insanları katleden yapılaşmalara, sadece rant için büyüyen ekonomiye ve daha sayabileceğimiz onlarda meseleye tek bir aykırı ses çıkmadı ülkenin en özgür ortamı olduğu iddia edilen üniversitemin mezuniyet töreninde.

 Kısacası Suriye’de düşürülen uçaktaki askerlerimiz cesetlerinin bulunduğu, Samsunda 10 kişinin TOKİ konutları tarafından öldürüldüğü, engelliler için yapılmış ve bu öğrencilerin hayatlarını kolaylaştıran bir okulun imam hatipe çevrildiği, Türkiye’deki tutuklu öğrenci,düşünür ve akademisyenlerin hayatlarının bir gün daha hapislerde eksildiği o gece ben mezun oldum ve ben dahil hiç kimse hiçbir şeye herhangi bir tepki göstermedi. Neden İsviçre’de CERN araştırma merkezinde Higgs Bozonu ile ilgili devrimsel saptamalar yapıldığı sırada bizim bu tür  utanç verici üçüncü sınıf sorunlarla boğuştuğumuza dikkat çekilmedi.

 Evet CERN’ de Tanrı Parçacığının varlığının kanıtlandığı, silikon vadisinde yeni I-Phone modellerinin tasarlandığı, Apple ve Facebook gibi şirketlerde Türkiye gibi görece gelişmekte olan pazarlara nasıl daha iyi satış yapılabileceğinin tartışıldığı ve yüksek MÜHENDİSLİK çalışmalarının yapıldığı bu sıcacık yaz gününde benim mezuniyet törenimin, ülkemin ve üniversitemin profili ve vizyonu budur. ODTÜ’lü arkadaşların pankartlarla koyduğu tepkiyi ve Marmara Üniversitesinin belli bölümlerinin tutuklu Büşra hocalarına sahip çıkışlarının takdir eder ve bir kenara ayırırsak, genel olarak Türkiye genelinde de, ne üniversitelerde ne de diğer sosyal mecralarda sağlam bir karşı çıkışın veya nüktedan bir tepkinin varlığının emarelerini bulmak zor. Umarım akademik kariyer yapmayı düşündüğüm güzel okulum Dokuz Eylül’de de diğer güzel üniversitelerimizde de daha özgür, daha bilinçli, daha gözü açık ve sözünü sakınmayan gençler yetiştirebiliriz bir gün. Tüm mezun arkadaşlarımı tebrik eder ve hepsine sağlıklı, mutlu , yüksek maaşlı, şıkır şıkır renkli giysili nice güzel sıcak günler dilerim.
Ve Dünyanın almak için sıraya girdiği I-Pad ürününün lansmanını kot pantolonu ile yapabilen son on yılın dahisinin dillere pelesenk olmuş Standford mezuniyet aforizmasıyla bitirelim..

‘’ Aç kal, budala kal ’’


Ama ne olur tepkisiz ve sıradan kalma, mezuniyetinde bile……



Sevgilerimle,

Nevzat Onur Çapalov