Hürriyet

29 Kasım 2013 Cuma

Büyük Patlama I


  Hiç uzatmadan, çok derin analizlere girmeden daha yüzeysel ve hızlı şekilde gittikçe karmaşıklaşan gündeme dair tahminlerimi ve analizlerimi sunacağım(Pek de kısa değil aslında :). Yine çok kısa bir son 15 yılın ufak tahlilini yapıp elbette. Çünkü büyük resmi anlamak ( Ki bunu anlamamız, elimizdeki imkan ve verilerle her ne iddia edersek edelim zor) için, en azından bir nebze çözümleyebilmek için, geçmişle bağının yakalanması gerektiğini düşünüyorum.


  Öncelikle Türkiye siyaset denklemi yurtdışı iklimine göbekten bağlı. Bu elimizdeki Osmanlı İmparatorluğundan beri varolan somut veri. Diğer yandan dış iklim finansal aktörlere bağlı. Siyaset tarihi iktisat tarihine bağımlı, ve bu paralelde gelişiyor. Bu da elimizdeki ikinci somut veri.  Ve özellikle Reform Rönesans ve ona eklemlenen Sanayi ve Fransız Devrimi dizgesi yeni bir paradigma ve bunun yönetenlerini bu eksende bu paradigmanın yönetenleri olarak sisteme yerleştirdi. İşte tam bu noktada yaşanan kaos, savaş, siyasi kriz gibi olayların olağan akışında ve şaşılacak derece sürpriz gelişmediğini kabul etmeliyiz. Elbette Dünya’yı yöneten 10 kişilik bir rafine baron timi yok ancak yaşadıklarımız da saf, pürüzsüz ve temiz değil. Bu noktadaki paranoya-Realite ilişkisini iyi ve dengeli kurmak gerektiğini düşünenlerdenim.
  
  Son 15 yılın tahliline başlarsak, 28 Şubat süreci, askeri hegemonya, bolca yanlışı olan bir Refah Hükümeti ile 2000’li yıllara girdik. 1999 yılının 16 Şubat'ında Abdullah Öcalan’nın uzun uğraşlar ve diplomatik krizler sonucu Kenya’da yakalanması da bu sürecin çok önemli olaylarından biriydi. Bu rüzgarla bir koalisyon hükümeti dizayn edildi, ciddi bir ulusal hava estirildi. O dönemler ülkenin havası çok daha kolay değiştirilebiliyordu gizli erkler vasıtasıyla(Hoş bu dönemde de tersine bir hava değişimi yapmak iktidar medyasıyla kolay görünüyor). Bir iki manşet, bir iki gazete kupürü ve TV yayını ulusalcı, militer bir iklim yaratabiliyordu. İşte tam böyle bir iklimde 1999 seçimleri ve DSP- MHP Öcalan fatihleri olarak ve onlara eklemlenen ANAP desteği ile koalisyon hükümeti kuruldu. Bu hükümetin en büyük şanssızlığının 1999 depreminin yaşanması olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye tarihinin en büyük felaketinde Marmara’da hayat, Körfezde sanayi, İstanbul’da finans durdu. 20000’e yakın ölü, onbinlerce yaralı ile ülke inanılmaz bir felakete sürüklendi. Bu felaketin acısı, toplumsal psikoloji ile birlikte finansal olarak da etkili oldu ve maliyet yaklaşık 20 milyar doları buldu. Bu zaten ekonomisi, altyapısı, vizyonu dar ülkemize inanılmaz bir darbe daha indirmiş oldu. Bunu izleyen süreç bu yaraları sarmakla geçti, ve bu paralelde milenyuma girdik. Bu dönemin realiteleri tuhaf Devlet Bakanlarının tuhaf çıkışları, Öcalan’ın süren davası, ekonomik dar boğaz, deprem vergileri, IMF Stand By antlaşmaları vb olarak sıralanabilir. Bunu takip eden 2001 yılı ise Türkiye için daha da vahim bir ekonomik tablo ortaya koydu. Krizin ayak sesleri duyuluyordu. Ve Şubat 2001’de bir Anayasa Kitapçığı Krizi bir ekonomik krize dönüştü. Sonrası malumunuz Kemal Derviş süper yetkilerle, meclis dışından olmasına rağmen Devlet Bakanlığına getirildi. İlk hedef onu TCMB’nin başına getirmekti fakat kendisi sınırsız yetki ve bakanlık talep etti, kabul edildi. Yeni reformlar, kemer sıkma politikaları, Başbakanlık önünde kırılan yazar kasalar derken tarihin döndüğü güne, Bana göre son Yüzyılın en önemli virajına 11 Eylül 2001’e ulaşıldı. Bu arada da finansal entelektüel eğilimli ABD’li Clinton paradigması, çok çok şüpheli bir seçimle Al-Gore’a karşı George Bush’un, Cumhuriyetçi, muhafazakar, militer paradigması ile yer değiştirmişti Kasım 2000’de.

  
  İşte tam da bu seçimlerden bir yıl geçmemişken henüz 11 Eylül yaşandı. Sistem finansal ihtişamı sergileyen Manhattan’ın ortasında ikiz kuleleri yerle bir etmişti iki saat içinde. Belki de aslında finansal para basma, bolluk ve bankacılık dönemini petrol, silah üretimi gibi yeni bir teze evriltiyordu bu kuleleri yıkanlar. Tabi kuleleri yıkanların Müslüman, gariban El Kaide’ciler olduğunu düşünürsek bu tahlili yapmak zor ama elbette 21. Yüzyılın başında ABD’nin Kapitalizm heykeli yıkılıyorsa dünya gözü önünde, bu El Kaide veya bi kaç fanatik müslümanın dinsel eğilimine sığdırılamazdı doğal olarak. İşin arkasında hala tam olarak çözülememiş ilişkiler ağı ve dünya finans ve siyasetini yönlendiren bir mega güç olduğu aşikardı. Ama her ne olursa olsun bu felaket ABD’ye binlerce ölü, onbinlerce yaralıya mal oldu. Unutmadan bir de 2 trilyon dolarlık bir bilanço çıktı ortaya. Irak petrolleri, Afgan Doğal gaz hatları, Orta Doğu’nun kontrolünü ele geçirmek bu zararı karşılar mıydı bilinmez ama sahneye artık George Bush önderliğinde, Dick Cheney kontorolünde yeni bir dönem konmuştu. Türkiye’ye dönecek olursak koasliyon hükümetinin zayıfladığı aşikardı. Ve 2001 Ağustos’unda Recep Tayyip Erdoğan, Abdüllatif Şener, Bülent Arınç, Abdullah Gül gibi fikir önderleriyle yeni bir siyasi akımın, milli görüşün yenilikçi kanadının siyaset sahnesine çıkmaya hazırlandığını hatırlıyoruz. Koalisyonun çatırdaması, Cem Uzan gibi güçlü figürlere ve muhalefetteki Tansu Çiller’e, ve CHP’ye de bir eğilim uyandırmış olsa da seçim anketleri seçimlere altı ay kala 3 Kasım 2002’ye dair Ak Parti’nin büyük zaferini gösteriyordu.
  
  3 Kasım 2002 gecesi de Türkiye tarihinin bir dönüm noktasıydı ve sandıktan yüzde 34 oy alan daha da önemlisi meclisin büyük çoğunluğunu ele geçiren bir siyaset gerçeğiyle yüzleşti herkes. Mesut Yılmaz, Bahçeli, Ecevit siyaset arenasından silinmişken, Çiller kıl payı baraj altında kalıyor, Cem Uzan ise büyük bir halk teveccühü görmesine rağmen kendisinin beklediği yüksek başarıyı yakalayamıyordu.
  
  O geceye ve sürece dahil hatırladıklarım şu anki Recep Tayyip Erdoğan’dan eser bile olmadığıydı. Daha kısık sesle konuşan, her kesime hitap eden, çok daha barışçıl bir dille yapıcı bir tutum sergileyen bir Başbakan adayı hatırlıyorum. Başbakan adayı diyorum çünkü seçimi kazanmasına rağmen Başbakan olamıyordu, Taa ki Deniz Baykal : ‘’ Bu yasayı meclisden geçirelim, altı aya ülkeyi batırırlar, biz başa geçeriz’’ deyip Siirt seçimlerini tekrarlatana kadar. Üzerinden onbir yıl geçti, ortada Baykal’ın adı bile kalmadı, hatta Baykal’ın hasımı Sarıgül CHP’nin başına geçmek üzere ama, henüz Baykal’ın Erdoğan hakkındaki temennisi gerçekleşmedi. Hoş artık gerçekleşse bile kendisinin herhangi bir şeyin başına geçecek karizma ve mecali kaldığını sanmıyorum.


  Dediğim gibi Başbakan yapıcı bir üslup benimsemişti başlarda. Başbakanın bu yapıcı tutumu sürdü. Karşısında muhalif bir Cumhurbaşkanı, sert bakışlı MGK Komutanları, siyaseti oyun hamuru haline getirmeye alışık bir baron ve medya takımı vardı. Adam stratejik davranıyordu ve şu günden geçmişe bakınca başarılıydı. Siyaset böyle bir şeydi, ‘Zamanı gelmeden konuşma, her şeyin bir sırası var. Bu bir diplomasi sanatı.’

  Benim hatırlayabildiğim kadarıyla bu uzlaşmacı tutum, aslında ülkenin derin toplantılarında bu şekilde sürmüyordu. Sert MGK toplantıları, darbe planları, hükümeti yıpratma çalışmaları başlamıştı. Ve gerçekten tam olarak anlayamadığım onca hengameden ve (Bu günkü kadar güçlü olmamasına rağmen üstelik) AKP nasıl yara almadan çıkmayı başardı, üzerine tez bile yazılır. Ama sanırım ne olursa olsun bir ilkeden asla taviz vermeyerek bunu başardırlar. Arkana ABD’yi al, gerisini izle ve gör. Cünety Zapsu’nun ‘Bu adamı deliğe süpürmeyin, kullanın’ dediği Başbakan özelleştirmeler ve serbest piyasa ilkeleriyle sermaye ve yatırımları hızlandırmış, Avrupa Birliği ile müzakerelere önem vermiş, Kıbrıs Sorununu kendi metotlarına göre çözmüştü.  CIA eliyle askeriyenin açıklarını ele geçirmişti. Yıl 2005-2006’ya geldiğinde ise yavaş yavaş askeri hareketlenmelerin ayyuka çıktığını da hatırlıyoruz. Askeriyedeki huzursuzluk, Şemdinli Olayları ve bu süreci izleyen Rahip Santaro cinayeti, Zirve Yayınevi baskını, Danıştay Saldırısı, Hrant Cinayeti ülkede bir toplumsal muhalefet oluşturmaya başlamış, AKP’nin elini zayıflatan kartlar çoktan dağıtılmıştı. Bu sürece yine Büyükanıt Paşanın Hilmi Özkök’den daha sert  olan tutumları damga vurmuştu. Tam da ülkede gerilimin arttığı, Cumhuriyet Mitinglerinin yapıldığı bir dönemde(Hala ulusalcı kanat güçlü, AKP henüz tam otoriteyi kuramamışken) asker bir muhtıra yayınladı ve bana göre bir çuval inciri berbat etti. İçkili bir kafayla Büyükanıt’ın bizzat hazırladığı iddia edilen bu muhtıra Ak Parti’ye 22 Temmuz 2007 seçiminde güç katmıştır. Ki o seçim bence AKP’nin en stratejik seçim zaferidir. Zaten bugün ülkede hissedilen otoriter ve totaliter eğilimlerin başlangıcının ve mirengi noktasının o seçim ve sonrası olduğu rahatça tespit edilebilir. Bu süreçten sonra sertleşen iklim ve hükümet daha radikal çıkışlar yapmaya başlamıştır, Ergenekon planını devreye sokmuştur, Cumhurbaşkanını Çankaya'ya taşımıştır.. Gerçekten bu ülkenin içini oyan ve yapısı çok derinlere uzanan bir örgütle bazı suçsuz muhalifleri aynı kefeye koymuştur ve bu sürecin sonunda bazıları haklı bazıları gülünç yargı kararlarıyla derin devlet ile hesaplaşıldığı iddia edilmiştir. Bu sürecin sonunda ise Ak Parti’ye açılan kapatma davası sadece bir oy farkla kabul edilmemiş, ve Ak Parti bir keskin virajı daha dönmüştür.
   


  Bundan sonraki dönemi de hızlıca özetlersek, 2008 Ekonomik Krizi,  2009 Yerel Seçimleri, Baykal seks videosu, 2010 Wikileaks olayı, 12 Eylül Referandumu, 2011 Genel Seçimleri öne çıkan başlıklardır ve bu olaylar arasında 2009 Yerel Seçimi ve 2008 krizi dışında Akp’yi zorlayacak bir durum söz konusu olmamıştır. 2010 Yüksek Askeri Şurası sıkıntılı geçmiştir, 2011’de Işık Koşaner ve Komuta Kademesinin İstifası aslında Askeriye’de de bir dönemin sona erdiğinin göstergesidir. (Bu noktada, benzer dönemlerde gelişen KCK Davası, Oda Tv Davası, İlker Başbuğ tutuklanışı gibi konular da var ama detayına girersek sonu gelmeyecek bu yazının)
  
 Şimdi bu özetten sonra günlük siyasi karmaşamıza daha rahat girebileceğimizi düşünüyorum. 2010 yılındaki Mavi Marmara olayı ve 2012 yılındaki MİT Krizi cemaatle Ak Parti arasında ilk  gözle görülür sürtüşmelerdir. Özellikle Başbakan Ameliyat istirahatındayken Hakan Fidan’a OSLO Süreci nedeniyle sızdırılan dinleme kayıtları üzerinden yapılmaya çalışılan yargılama girişimi Başbakanı ve Ak Parti Grubu'nu ciddi anlamda rahatsız etmiştir. Bu günkü iktidar cemaat çekişmesini anlamak için en yüzeysel tabirle bu olaylara göz atmak gerekmektedir.

Güne ve Geleceğe Dair Öngörüler
  Geçmişin analizine girmeye devam edersem bu yazının sonlanmayacağını düşündüğüm için biraz daha hızlı bir geçiş yapıp bundan sonrasına odaklanmaya çalışacağım.

  Bundan sonraki süreç KCK davası kapsamında yapılan ve öne sürülen ‘Paralel Devlet’ iddiasının aynısının cemaate de yapılacağını ve yakında bir kapsamlı yargı ve fişleme furyası olacağını düşünüyorum. Bu sistemin aynısı şu an gizli yargı elleriyle hazırlandığına inandığım’ Gezi Darbe Planı’ adlı dosyalarla, hem de çok yakın bir zamanda, alakalı alakasız, polise şiddet uygulayan uygulamayan birçok kişi darbeci adı altında gözaltına alınarak uygulanacak.(Hatta cemaat gazetilerine bile uzanabilir bu operasyon, ilginç) Bu daha çok ünlü, sanatçı olabildiği gibi bu hareket 28 Şubat’a benzetilip sivil gazeteci hatta iş adamlarına kadar da uzanabilir. Yani özetle Gezi Eylemi destekçileri  yaklaşan bir sivil darbeye hazırlıklı olsa iyi olur. (Ki zaten başlarına, başımıza gelmeyen kalmadı, yerli yersiz tutuklamalar, biber gazları, ölümler, hakaretler, gözaltılar) Ayrıca Cemaat üyeleri, Cemaat Basını ve Kanalları bir zamanlar servis ettikleri ve TSK’yı, deşifre ettikleri yöntemlerle kendileri deşifre olacak. Hükümetin Cemaate, Cemaatin de hükümete açtığı savaşın durması olağanüstü olur. Ve ikisinin de elinde çok ciddi belgeler olduğu aşikar.(Belki bir seçim geçsin bakalım dinginliği görülebilir, tıpkı PKK-AKP ekseninde olduğu gibi)

  Tabi bu Devlet erkinin gücünden bahsederken zafiyetini de eklemeden geçmeyeyim. Yazının sonuna eklediğim taslak paralelinde Türkiye sonunda katı bloklar halinde birbirine girmeyi başarmıştır. Ve ister finans çevreleri diyelim, ister faiz lobisi, ister baronlar her ne ise bugün itibariyle açık ve seçik Ak Parti’nin karşısındadır. Ve bu kırılma 2010’dan beri doruk noktasına ulaşmıştır. Bu kırılmaya en kritik anda cemaatin de eklenmesi Akp açısından zorlayıcı bir süreç olacağını kesinleştirmiştir ki son bir yılın iktidar hiç de kolay geçmediği zaten bilinen bir gerçektir. Dolayısıyla Devlet zararlı gördüklerine tüm erkleriyle saldıracaktır ama çok sert bir karşılık da bulacaktır. Bu süreçte vekillerin kaset ve videoları, yolsuzluk belgeleri, itibarsızlaştırma belgeleri gibi gizli dökümanlarla sıkıştırılacağını öngörüyorum, ki zaten bu günlerde bunu yaşıyoruz. Finans ve seküler çevrelerin Ak Parti çevresinde tek yürek yekpare savaşma planını ortaya koydukları açıkça görünüyor. Bu ittifakın Chp’yi de değiştirebileceğini, hatta yarın başlayacak Amerika Gezisinin bile bu bağlamda anlaşılması gerektiğini düşünüyorum. Zaten Avrupa nezninde özellikle Gezi Olayları sonrası itibar kaybeden iktidar Avrupa eksenli sert darbeler yiyebilir. Bu darbeler finansal yapıyla ilgili de olabilir, istihbarat servislerinin gizli döküman servisiyle de.(Hatta Oslo sürecinden daha önemli sızmalar olabilir, Özellikle Öcalan, Barzani, Irak Petrolü hattında. Belki de Suriye hattında ÖSO, El Kaide antlaşma bilgi sızmaları, veya maalesef Reyhanlı benzeri eylemler, kimbilir)
  
  Bir diğer zorlayıcı unsur iktidar adına yerel seçim. CHP- MHP görünmez ittifakı(Seçmen ittifakı) özellikle ortada görünen il ve ilçelerde(Akp’nin kıl payı önde olduğu) iktidara zarar verebilir. Bu ittifak cemaatle birleşirse hem Cumhurbaşkanlığı hem de Yerel Seçim için bir uzlaşmaya varıp başarıya ulaşabilir. Tabi bu noktada Ak Parti teşkilatlarının da yabana atılmaması gerekir. Çok kemik, sadık bir seçmen kitlesi oluşturdular ve ne olursa olsun hatta çoğunlukla haksız da olsalar bu seçmen kitlesi onlara hak veriyor. Bunun dışında bu karşı oluşumun Sarıgül’ü İstanbul Adayı mı Başbakan adayı mı yapmak istediğinden emin değilim. Chp’de dudak uçuklatan değişimlerin(Yoksa 2005 kurultayında olamayan mucize çok kolay şekilde olur ve Sarıgül başa geçer mi ? ) olabileceğini düşünüyorum.
  
  Ve bir diğer öngörüm de Erdoğan’ın çok güvendiği Yargı ve Mit ekseninin hatta onun bazı danışmanlarının da yanlış bilgileriyle oluşan istem dışı olaylar ve refleksler. Gezi olaylarında, özellikle ilk günlerde yaşadığımız halkı tahrik edercesine uygulanan polis şiddeti veya Başbuğ’un tutuklanıp çok yüksek ve kabul edilemez cezalar alması gibi benzer sosyolojik tahrik unsuru içeren olaylar Erdoğan’ı güçlendirmedi, aksine yordu ve güçsüzleştirdi. Sisteme sızmış şebekenin Erdoğan’ın kuyusunu kazmaya çalıştığının olası olduğunu düşünüyorum. Bu paralelde bizzat başbakana belli konularda yanlış bilgi verildiği inancındayım. Çünkü blok mutabık, 'Bu adamla bu gemi istediğimiz yere gitmiyor, değiştireceğiz.'
  
  Yazıyı bir sonuca bağlamaya çalışırsam, Türkiye hiç olmadığı kadar karmaşık bir döneme girdi ve son hız ilerliyor, bunu öngörüyorum. Tüm kartlar yeniden karılacak ve oyun yeniden başlayacak. Bundan on yıl önce Cemaat-Akp kavga edecek deseler gülerdik ama oluyor. 2008’de Ergenekon, 2009’da Balyoz davasından belge sızdıran gizli güçler bu sefer AK Parti gemisinden su sızdırmaya başladılar. AK Parti ve despotik eğilimlerine karşı kendi çapınca mücadele  eden biriyim ve öyle de olmaya devam edeceğim. Ama büyük perspektiften bakınca tüm bu dizginleri kontrol etmeye çalışan gücün de AKP’den daha iyi bir alternatif yaratabileceğinden son derece şüpheliyim. Sistem Ak Parti’yi yüceltti, kullandı, rantını elde etti. Zarara uğramaya başladığını hissettiği, ve ya Erdoğan’ın dikleşmeye başladığı son dönemde ise paradigma değişti ve yeni bir liderle yola devam kararı alındı. Asıl mesele ise Ecevit, Demirel, Özal’a pek de benzemeyen bu cesur(Zaman zaman cahil cesareti) ve sert adamı(Ve muazzam kemik bir kitle edinmeyi başaran) da sistem kontrol altına alabilecek ve al aşağı edebilecek mi ? Yoksa bu adam Askeri, Yargıyı, Mahkemeleri, Hapisleri ve Seçim engellerini geçtiği gibi bu son engeli de geçebilecek mi ? Sonuç her ne olursa olsun Türkiye çok çalkantılı ve hırpalayıcı bir öneme giriyor.  Ve yine öngörüm nasıl 11 Eylül'deki bir olay Türkiye siyasetini derinden etkiliyorsa, şu anki iklimin gidişini de ABD etkileyecek. Bu açıdan bakıldığında CHP'nin tarihi ABD ziyareti gerçekten anlamlı..
  
Geçen yazımda da yazdığım gibi, tüm bildiklerinizi unutun. Bu savaş başka savaş, bu patlama ‘Büyük Patlama’ …

 Ve bu patlamadan iktidar zararlı çıkarsa, yanlış hedeflerde sırf muhalif oldukları için uğraştığı davaları hatırlayacak kanımca. Ve gerçek derin yapılanmaları çözmek yerine günü kurtaran hatta bazı kesimlere eziyet haline dönüşen 'kriminal etkilerini' tekrar gözden geçirecek, sorgulayacak.(Ergenekon Davasında, Tuncay Özkan, Mustafa Balbay gibi medyatik ve yüzeysel çözümlemeler yerine niye daha önemli isimleri, derin ilişkileri çözemedim diyecek, eminim. Bu dava belli bir yere kadar götürülüp bizzat başbakan eliyle durdurulmuştur, fazla derinlere inilmesine izin verilmemiştir.) Derin yapılanmaların ümüğünü sıkmak yerine masum halkın ümüğünü sıktığını fark edecek belki de, geç de olsa, ne yazık ki..

Umarım bu tarihi derinlere dayanan, dış güçlerin de aktör olduğu sonu gelmez kutupsal savaşta, ezilenler yine  yalnızca çimler olmaz..

Sevgiler, Nevzat..


 







Genel Olarak Bu Savaşın ‘Temel’ Aktörleri ve Figüranları


Seküler Blok    :  Rahmi Koç , Aydın Doğan, İnan Kıraç, Remzi Sanver, Bülent Eczacıbaşı, Faruk Eczacıbaşı, Erdoğan Demirören, Hüsnü Özyeğin, Can Paker, Cem Boyner, İshak Alaton, Hüsamettin Özkan, Süleyman Demirel, Mustafa Sarıgül, Mustafa Koç, Tüsiad, Chp Grubu, Gürsel Tekin, Mehmet Haberal, Hüsamettin Cindoruk, Mehmet Emin Karamehmet,Sinan Aygün, Bedrettin Dalan, Turhan Çömez, Abdüllatif Şener, Oktay Ekşi, Ertuğrul Özkök, Rona Yırcalı,Tuncay Özilhan ..............
                                                                               
Gelenekçi Blok   : Recep Tayyip Erdoğan, Hakan Fidan, Ahmet Davutoğlu, İbrahim Kalın, Ertan Aydın, Efkan Ala, Erol Olçak, Egemen Bağış, Yalçın Akdoğan, Ömer Dinçer, Mehmet Ali Şahin, Melih Gökçek, Yiğit Bulut,  Suat Kılıç, Hüseyin Çelik, Rasim Ozan Kütahyalı, Mit, Müsiad, Tika, Seta, Mustafa Karaalioğlu, Şamil Tayyar, Beşir Atalay, Bekir Bozdağ, Sadullah Ergin, Aziz Babuşçu, AKP Grubu, Tevfik Diker, Mehmet Barlas, Canan Barlas, Engin Ardıç.........
                      



Dış Denklemler
Obama, Kerry, Rothschild, Soros, Trumph, Biden, Putin, Murdock, NeoConlar, Esad, Sisi, Mursi, Ruhani, Barzani, Öcalan, İsrail, Merkel, Gülen, FED, Avrupa Parlamentosu, McCain, Avrupa Birliği, Uluslar Arası Af Örgütü, Bilderberg Toplantıları, The Jamestown Foundation, Otpor, Canvas, Tavistock, American Enterprise Institute, Hür ve Bağımsız Mason Locası, Rockefeller, American Israel Public Affairs Commitee, CIA, NSA, Açık Toplum Enstitüsü, The Economist, Maliki, Müslim



İç Denklemler
Mehmet Baransu  tarzı istihbarat ile iç içe gazeteciler, Cemaat ve Hizmet Hareketi, Ülkücü Hareket, Yargı ve Polis, Ordu ve bazı Subaylar -Tasviye Edilemeyen Generaller, Gülen Hareketi Dışındaki hareketler (İlim Yayma Cemiyeti, Nakşibendi Hareketi, Semerkand Vakfı, İsmailağa Cemaati, Menzil Cemaati vb.), MHP, BBP, Saadet, BDP, HDK Parti grupları, Cumhuriyet Gazetesi, Halk Tv, Ulusal gibi kanallar, TRT, Sözcü, Aydınlık ,Tuskon ,Silivri, Hasdal



Ayrıca Medya Analizi Eki / Medyada kim kimin adamı?(Kaynak: Aydınlık, Sabahattin Önkibar)

TAYYİPÇİLER: Mehmet Barlas, Rasim Ozan Kütahyalı, Nagehan Alcı, Akif Beki, Mehmet Ocaktan, Abdurrahman Dilipak, Salih Tuna, Mustafa Karaalioğlu, Ahmek Kekeç, Mahmut Övür, Abdulkadir Selvi, Hayrettin Karaman, Engin Ardıç, Hasan Karakaya, Ali Karahasanoğlu, Alper Görmüş, Emre Aköz, Ali Bayramoğlu, Nasuhi Güngör, Sevilay Yükselir, Orhan Miroğlu, Cengiz Özdemir, Atilla Yayla, Ali Saydam.
FETHULLAHÇILAR: Nazlı Ilıcak, Ekrem Dumanlı, Eyüp Can, Mehmet Baransu, Emre Uslu, Bülent Keneş, Tarık Toros, Ali Bulaç, Doğu Ergil, Etyen Mahçupyan, Şahin Alpay, Fikret Ertan, Gültekin Avcı, Nuh Gönültaş, Tamer Korkmaz, Adem Yavuz Arslan, Abdülhamit Bilici, Vedat Bilgin, Mehmet Kamış, Mustafa Ünal, Erhan Başyurt.
GÜLCÜLER: Hasan Cemal, Fehmi Koru, Ahmet-Mehmet Altan, Aslı Aydıntaşbaş, Mümtazer Türköne, Taha Akyol, Amberin Zaman, Murat Yetkin, Hasan Celal Güzel, Hasan Bülent Karaman, Ahmet İnsel.



Hiç yorum yok: