Hürriyet

6 Mart 2014 Perşembe

Küresel Piyasalar Krizi, Wikileaks, Arap Baharı ve Türkiye


  Dünya da Türkiye de çalkantılı bir dönemden geçiyor. Yapay veya doğal olduğu tartışmalı olay  akışları günlük gündemimizi işgal etmiş durumda. Siyasal olguların yapay dış etkilerden  etkilenen fakat bu dış etkiye rağmen çoğunlukla akması gereken doğal mecranın çok da dışına çıkmayıp kendi nehrinin yatağında seyredebilen durumlar olduğunu düşünüyorum. Daha açık konuşursak ne bugün Türkiye'de yaşadıklarımız, ne Ukrayna'da veya Suriye'de olanlar ne de neo-liberal ekonomilerin yere çakıldığı 2008 ekonomik krizi ve sonrasındaki Wikileaks ve Arap Baharı kronolojisi salt yapay olaylar değil. Veya küresel ekonomi ve dünya savaşları sadece yapay istihbarat örgütleri veya think-tank kuruluşları tarafından hazırlanan sokma akılların görünür hale gelen yüzleri değil. Tıpkı salt doğal ve kendi akışında olaylar olmadıkları gerçeği gibi. Elbette dünya rant savaşları, ülkelerin iç işlerine, ekonomilerine, bu ülkelerdeki istihbarat zaafiyetlerine ve toplumsal ayaklanmalara karşı tahrik edici oyunlar oynuyor ama ciddi anlamda kaos, karmaşa ve hatta devrim yaratacak eylemlere girişilmesi için o ülkelerde bu kaotik sonucun altyapısının da varolması  gerekiyor. Tıpkı Suriye, Mısır, Yunus, Ürdün, Cezayir, İran, Türkiye, Ukrayna, Brezilya, Bulgaristan gibi hatta Portekiz, İspanya ve Yunanistan'da gerçekleşen olaylarda olduğu gibi. Özetle dış etkiler ve ülkelerin yapısal özellikleri Dünya'daki bu değişim dönemini başlatmış ve ilerletmiş durumda. Bu kompleks olgular ne çok masumane bir dizgenin ürünü ne de salt bir dış komplonun. İki akımdan da izler taşıyor ; sade halk isyanları ve dış ülkelerin kaşımaları.

  Bu yazının ana temasını da küresel finansal kriz, Wikileaks Belgeleri, Arap Baharı ve bu olayların Türkiye'ye yansıması üzerine kurmaya çalışacağım. Çünkü bugün yaşanılan arbedenin, kaotik ortamın derin analizinin bu olaylarda ve Türkiye'ye etkilerinde saklı olduğunu düşünüyorum. Özetle Dünyadaki bu karmaşayı ve değişim hareketlerini üç ana başlık altında toplayabiliriz. 

Bunlar ; 
1-) Küresel Finansal Kriz(2008) 2-) Wikileaks Belgeleri Sızıntıları(2010) 3-) Arap Baharı (2011)

 Bunlara ek olarak tüm bu olguların Türkiye'ye etkilerini ve gelecek için öngörülerimi de son bölümde özet halinde vereceğim.

1-) Küresel Finansal Kriz :

 2000'li yıllar 1990'lı yılların yükselen devi ABD önderliğinde(Sovyetlerin çöküşü sonrası, Clinton'la artan yükseliş dönemi) yeni bir sürece ve paradigmaya evrilmişti. Bu sürecin en önemli unsurlarından biri de kuşkusuz 11 Eylül Saldırıları ve sonuçları olmuştu. Tam da bu dönemlere denk gelen tarihlerde ülkemizde de bir değişim ve dönüşüm yaşanmıştı iktidar ve devlet yapısı anlamında. Afganistan ve Irak İşgali ile süren, Avrupa'da ve Kafkaslarda Turuncu Devrimlerle değişimlerin yaşandığı(Ukrayna, Gürcistan, Kırgızistan) ve büyük devletlerin oligarşik kapışmalarına sahne olan bu dönem gerek gençlik hareketlerini kullanarak gerekse ülkelerdeki sol grupları kullanarak yeni bir devrim ve yer kapma savaşı stratejisi belirlemiştir. Bu değişim ve dönüşüm günümüz dinamikleri, sol gruplara bizzat neo-liberal paradorlar sayesinde kazandırılan devrim pratiği (Bu devrim tecrübelerinin sol gruplara yarar sağladığını ve sonunda kullanmaya çalışılan sol grupların işi organize eden mutlak akla da zor koşullar yaşatacağını düşünüyorum) ve sibernetik trendlerin ülke karıştırmadaki faktörü açısından bugünden geriye bir analizle tekrar gözden geçirilmelidir. Yine aynı dönemlerde kapitalist sistem ve yeni evrildiği nokta olan neoliberal ekonomik sistemse yine kendi içinde küçük krizler yaşamaya başlamıştı. 2006'da ve 2007 yıllarında bu ekonomik anomaliler, küresel bazda büyük bir yıkım yaratmasa da sistemin bazı noktalarda tıkanmaya başladığı, Irak İşgalinin ABD için bir çıkmaza girdiği, AB ülkelerinin de ekonomilerinin sarsılmaz olmadığı ve Uzakdoğu üretimine bağlı emtia fiyat yükselişlerinin paranın patronu ABD'nin ve paralelinde doların değerini düşürdüğü gibi gerçeklikleri gün yüzüne çıkarmıştır. 

  Tam da bu noktada kişisel kapitalizm ve liberalizm düşüncemi açıklama gereği duyuyorum çünkü ne bu bahsedilen dönemdeki ekonomik daralmalar ve anomaliler, ne de sonraki dönemde tam bir çöküş halini alan 2008 Mortgage veya Lehman Brother's Krizleri ilk ve son değillerdir. Liberal ekonomik sistem ve bunun siyasal savunucuları on yıllardır bu sistemin tıkanıklarını çözmek ve daraldığı noktada yeni bir paradigmaya çevirebilmek için uğraş vermektedir. 2005'lerden başlayan ve artarak devam eden krizin bir nedeni de bu mucizevi icatlara Suprime Mortgage(Yüksek riskli konut edindirme kredi sistemi) kavramını sokmakla başlayan süreçtir. En basit tabirle mülkiyet hakkını ve sonsuz mal edinim özgürlüğünü yücelten bu sistem bununla kalmamış, neden daha dar gelirliler de ufak miktarlarla ve uzun vadelerle ev sahibi olmasın diye bir parlak fikir üretmiştir. Sadece bu fikre bağlı da kalmamış, liberal-kapital sistemin daha önceki dönemlerdeki icatları olan ; bono, tahvil, hisse senedi, yatırım piyasaları, türev piyasalar gibi ortalama bir ölümlünün hayatı boyunca kafa yoramayacağı karmaşıklıklarla Mortgage gelirlerini buluşturmuş ve karına kar katmıştır. Tabi her zaman olduğu gibi bunun yine yapay bir çözüm olduğu ve sürdürülebilir olamayacağı ardından gelen kriz ve küresel çöküşle belgelenmiştir. Çok kompleks ögeler içeren, tam olarak benim de ortalama bir vatandaşın da anlayamayacağı ekonomi cinlikleri aslında bu acı tabloyu besleyen en önemli dinamiklerdi. Mortgage'ı özet olarak, taksitle ve düşük bir peşinatla ev sahibi olma, bu bağlamda sattığınız senetlerin türev borsalarda başka tahvillerle değiştirilebilmesi ve başkalarına satılması ve kendi çapında bir borsa oluşturması olarak açıklayabiliriz.(Türkiye'de TOKİ daha basit bir versiyonunu uyguladı ve şu an aynı ekonomik tehlikenin Türkiye İnşaat ve Bankacılık Sektörleri için de olduğu aşikar) 2006 yılında bu sürece dahil olan dar gelirlilerin bir bölümünün ödemelerini yapamaması, 2007'de ise bu yüzdenin inanılmaz yükselişi hem bu tahvil işlemlerini yapan finans kuruluşları ve bankalar hem de inşaat sektörünü vurmuş ve bu olgu dinamo etkisiyle tüm Dünyaya kriz olarak yayılmıştır.

  2008 ile başlayan bu süreç, İzlanda'nın iflas etmesi, Yunanistan'nın borç batağına saplanması, İspanya'nın tarihinin en büyük işsizlik rakamlarına ulaşması, Almanya'nın Dış Ticaret verilerin düşmesi, Ülkemiz Türkiye'nin 2009'da resesyona girmesi(Dolaylı etki, az etkilemiştir, çabuk toparlanılmıştır.) gibi sonuçlar yaratmakla birlikte ABD'de bazı firmaların batmasına ve ekonomik daralmaya sebep oldu. Küresel halini almasıyla birlikte Uzakdoğu'yu hatta Güney Amerika'yı da etkileyen kriz 2011 ve 2012 yıllarında yeni dalgalarla ve günümüzde de ekonomik dar boğazla küresel ölçekte sürmektedir. Bu darboğazı aşmak adına ABD yine şapkadan tavşan çıkarmış ve FED(ABD Merkez Bankası) ve Başkanı Ben Bernanke öncülüğünde Tahvil Alım programı adı altında Dünyaya sıcak para aktarmış, krizi soğutmuş ve dönemsel açıdan başarılı da olmuştur. Şu anda ise bu tahvil programının azaltımının doğuracağı ekonomik ve politik sonuçları görme aşamasındayız. Özetle Dünyadaki ayaklanma ve direniş silsilesinin başlangıç noktasının her zaman olduğu gibi bir iktisadi altyapısı olduğunu düşünüyor ve bu dinamiğin artarak devam edeceğini öngörüyorum. Tüm bu bilgilerden sonra Yunanistan, Portekiz, İtalya ve İspanya'daki son sekiz yıldaki iktidar değişimlerini ve sert öğrenci hareketi önderliğindeki muhalif hareketleri. Almanya'daki, Rusya'daki çekişmeleri, Şili'deki 2011 öğrenci hareketini, 2011 Londra ve New York işgal hareketlerini, Brezilya, Bulgaristan, Ukrayna ve Türkiye'deki karmaşık sosyal durumları daha iyi analiz edebileceğimizi düşünüyorum. Bu hem gelir dağılımındaki adaletsizliğin hem de yeni para yönetim alanlarına, yeni piyasalara açılma zorunluluğu bulunan finansörlerin yer kapma savaşı olarak devam edeceğe benziyor. Hem de en gelişmişinden en ilkeline bütün kıta ve ülkelere yayılarak.

2-) Wikileaks Belgeleri Sızıntıları :

  Wikileaks, 2006-2007 yıllarında kurulan, gelişen sibernetik-informatik teknoloji ve trendlerle, istihbarat servislerindeki sızıntılarla, gelişen yeni konjonktürle devletlerin gizli bilgilerini, sakladıkları skandalları ve kripto bilgilerini gözler önüne seren ve şeffaflaşma mantığı içinde yeni bir akım yaratmaya çalışan bir oluşumdur. Bunu yaparken de çağımızda herkesin sınıf, gelir seviyesi tanımaksızın ulaşabildiği internet kaynağını kullanmaktadır. Benzer kripto sitelerden ayrılan yanı ise kurucusu Julien Assange iyi bir pazarlama stratejisiyle popüler  olması, karizmatik bir lider havasına bürünmesi ve haber alma kaynaklarının gelişmiş ve gizli teknolojiler kullanabilen sistem yöneticilerinin elinde olması olarak sayılabilir. ABD'nin Irak'ta yaptığı vahşeti gözler önüne seren bilgilerin yayınlanmasıyla, Ortadoğu, Güney Asya, Kafkaslardaki  gibi az gelişmiş ülkelerin sırlarının  deşifre edilmesiyle başlayan süreç 2009 ve 2010 yılında ABD Dışişlerinin kripto yazışmalarını deşifre edilmesiyle doruk noktasına ulaşmıştır. 28 Kasım 2010 gecesi, ilanını aylar öncesinden vererek, getirdiği kampanyayı nihayete erdiren Wikileaks, gizli kalması gereken binlerce belgeyi, çok basit bir pazarlama stratejisiyle tüm halka ve ortalama internet kullanıcılarına kadar indirmiş ve bu tarihi gece dünya için bir milat olmuştur. ABD Dışişlerinin diğer ülke liderleri hakkındaki görüşlerinden, devlet başkanlarının gizli hesaplarına, Ortadoğu diktatörlerinin bireysel harcamalarından özel hayatlarına kadar birçok gerçeğin deşifre olduğu bu süreç dünya için tartışmasız bir milattır ve hiçbir şey o günden sonra eskisi gibi olmamıştır. Magazin içerikli bilgi ve belgeler bir yana birçok ülkenin kripto bilgilerinin de yayınlanması, dünyayı yöneten akılların, kusursuz görünen lider ve ülkelerin, güç odağı diktatörlerin aslında ne kadar kirli işler içinde olduğunu ve halklarını ne kadar değersiz gördüğünü ispatlayan bu süreç(Benzer bir süreç şu an ülkemizde yaşanmakta, ne tesadüf)  sosyolojik olarak tüm dünyada otoriteye olan güveni azalmıştır. Bununla da yetinmemiş devletlerin birbirleriyle olan ilişkilerinde de birçok sorun gözle görünür hale gelmiştir. Dünya daha şeffaf ve daha eşitlikçi bir forma geçmek zorundadır, gücü biriktiren otorite figürleri, özellikle Ortadoğu'nun diktatöryel eğilimli kutsal liderleri büyük yara almıştır. Ve bu süreç üzerinden çok süre geçmeden, sosyal medya araçları Twitter ve Facebook öncülüğünde Arap Baharı adlı süreci tetiklemiştir. Dünyada artık her bireyin bir klavye ile fikir beyan edebildiği, siyasetin ve sosyal olguların mobilize olabildiği ve yarım saatte binlerce insanın bu tür portallardan örgütlenebildiği yeni bir çağ başlamıştır.

 3-) Arap Baharı :

  ** Arap Baharı, (Arapça: الثورات العربية‎, - al-Thawrāt al-ʻArabiyyah), 21.yüzyılın en büyük olaylarındandır. Arap Dünyasında yaşanan en büyük harekettir. 2010 yılında başlayan ve günümüzde de süren, Arap coğrafyasında yaşanan halk hareketlerine verilen ortak addır.
Arap Baharı; Arap halklarının demokrasiözgürlük ve insan hakları taleplerinden ortaya çıkmış; bölgesel, toplumsal bir siyasi-silahlı harekettir. Protestolar, mitingler, gösteriler ve iç çatışmalar yaşanmıştır. Halklar, özgürlük mücadelesi adı altında birçok Arap diktatörünü resmen devirmiştir.
TunusMısırLibyaSuriyeBahreynCezayirÜrdün ve Yemen'de büyük çapta; MoritanyaSuudi ArabistanUmmanIrak,Lübnan ve Fas'ta küçük çapta olmak üzere tüm Arap Dünyasında başgösteren mitingler, protestolar, halk ayaklanmaları ve silahlı çatışmalardır.
İslami demokrasi talepleri artmıştır. Birçok uzman bu eşi görülmemiş halk hareketini, Arap dünyasında yaşanan en büyük değişim olarak yorumlamaktadır.

Nedenler

Protestolar, Arap Dünyası'nda başta gelen işsizlik, gıda enflasyonu, siyasi yozlaşma, ifade özgürlüğü, usulsuzlükler ve kötü yaşam koşulları gibi pek çok sorun sonucunda önce Tunus'ta Muhammed Buazizi'nin kendini yakmasıyla başlamıştır. Ardından benzer sorunlar yaşayan ülkelerde domino etkisi göstererek yayılmıştır.
Protestolar, ilk olarak 18 Aralık 2010 tarihinde Tunus'da başlamış daha sonra MısırYemenCezayir ve Ürdün'e sıçramıştır. Bu ayaklanmalar Tunus ve Mısır'da başarı göstermiş olup, 23 yıldır yönetimde olan Zeynel Abidin Bin Ali ile 30 yıllık yönetici Hüsnü Mübarek'in görevlerini bırakmasıyla sonuçlanmıştır.
Ardından bir domino etkisiyle Orta Doğu ve Kuzey Afrika'nın tamamına yayılmıştır. Ayrıca arap ülkeleri olmayan İranArnavutluk ve Ermenistan'da bile, Arap Baharı'nın etkisiyle küçük çapta olaylar gözlenmiştir.

Genel bakış


ÜlkeBaşlangıç tarihiOlay şekliDeğişimlerÖlü sayısıSonuç
TunusTunus17 Aralık 2010Muhammed Buazizi'nin kendini yakması,
Ülke çapında protesto, kamu alanlarının işgali
 •Zeynel Abidin Bin Ali veMuhammed Gannuşi ülkeyi terketti
 •Politik polis dağıtıldı[1]
 •RCD yani eski iktidar partisi dağıtıldı[2]
 •Siyasi suçlular serbest bırakıldı
223+[3][4]Devrilen hükümet
CezayirCezayir28 Aralık 2010Büyük protestolar, mitingler •19 yıllık olağanüstü halin kaldırılması[5][6]8[7]Küçük çapta protestolar
LübnanLübnan12 Ocak 2011Protestolar, isyancılarla polis arasında çatışmalar17[8]Küçük çapta protesto
ÜrdünÜrdün14 Ocak 2011Protesto ve gösteriler •Kral Abdullah bin Abdül Aziz, başbakan Rifai ve kabinesini dağıttı.[9]1[10]Yenilenen hükümet
MoritanyaMoritanya17 Ocak 2011Protestolar[11]1[12]Küçük çapta protesto
SudanSudan17 Ocak 2011Protestolar •Başkan Bashir 2015 seçimlerine aday olmayacağını açıkladı.[13]1[14]Küçük çapta protesto
UmmanUmman17 Ocak 2011Protestolar •Sultan Kâbus bin Seyd El Ebu Seyd tarafından ekonomik imtiyazlar verildi;[15][16][17][18]
 •Bazı başkanlar kovuldu;[19][20]
 •Umman'ın meclisine yasama yetkisi verildi[21]
2–6[22][23][24]Yenilenen hükümet
YemenYemen18 Ocak 2011Ülke çapında protesto ve gösteriler • İktidar partisinden bazı milletvekilleri istifa etti;[25]
 • Devlet başkanı Salih 23 Mayıs'ta dokunulmazlık verilmesi şartı ile istifa etmeyi kabul etti.
2,000 [5]Yenilenen hükümet
Suudi ArabistanSuudi Arabistan21 Ocak 2011Küçük çapta gösteri ve protestolar •Kral Abdullah tarfından ekonomik imtiyazlar verildi;[26][27]
 •2011 yerel seçimlerine sadece erkekler kabul edilecek
2[kaynak belirtilmeli]Küçük çapta protestolar, reformlar
MısırMısır25 Ocak 2011Ülke çapında protestolar, kamu alanlarının işgali, devlet ve polis binalarının yakılması, hapishane baskınları gerçekleşti. En son Mısır ordusu, hükümeti devirerek halka iki kez silahlı saldırı düzenledi. •Hüsnü Mübarek ve Ahmet Şefik'in istifası;[28]
 •Silahlı kuvvetler gücü ele aldı;[29]
 •Parlemento dağıtıldı ve konsey askıya alındı;[30]
 •İktidar partisi dağıtıldı[32]
875 [33]Devrilen hükümet
SuriyeSuriye26 Ocak 2011Ülke çapında protestolar, devlet binalarına saldırı •Siyasi suçlular serbest bırakıldı;[34][35]
 • End of Emergency Law;
 •Bölgesel valiler kovuldu;[36][37]
 •İsyan bölgelerine askeri müdahale yapıldı;[38]
 •Parlementodan bazı vekiller istifa etti;[39]
 •Hükümetten istifalar[40]
90,000-100,000[41]İç Savaş
CibutiCibuti28 Ocak 2011Küçük protestolar, kamu alanı işgalleri •Muhalif liderler tutuklandı
 •Uluslararası gözlemciler sınır dışı edildi[42]
2[43]Küçük çaplı protestolar
Fas Fas30 Ocak 2011Protestolar,[44] mülkiyete zararlar[45] •Kral Muhammet VI tarafından ekonomik imtiyazlar verildi;[46]
 •Referandum kararlaştırıldı;
 •Yolsuzluğu önlemek için adımlar atıldı[47][48]
7[49] (2 kişi ölümüne dövüldü)[50]Büyük çapta protestolar
Irak Irak10 Şubat 2011Büyük protestolar; isyanlar; devlet binalarına saldırı[51] •Başbakan Maliki seçimlere aday olmayacağını açıkladı;[52]
 •Valiler ve yerel yöneticiler istifa etti[53]
35[54]Büyük çapta protestolar
BahreynBahreyn14 Şubat 2011Büyük protestolar, kamu alanlarının işgali •Kral Hamad ibn Isa Al Khalifatarafından ekonomik imtiyazlar verildi;[55]
 •Politik suçlular serbest bırakıldı;[56]
 •Bazı başkanlar kovuldu;[57]
51 [58]Büyük çapta protestolar
İran İran14 Şubat 2011Büyük protestolar •Muhalif liderler tutuklandı3[59][60][61]Büyük çapta protestolar
LibyaLibya17 Şubat 2011Ülke çapında protestolar, silahlı çatışmalar, şehirlerin işgali • Muhalifler ülkenin yönetimini ele geçirdi [62][63][64]
 • Geçici Ulusal Konseykuruldu[65][66]
 • NATO askerleri Libya üzerinde operasyonlar düzenledi[67]
25,000–30,000[68][69][70][71]

 • Libya'nın devrik lideri Muammer Kaddafi, memleketi Sirte'de yakalanarak öldürüldü.
Devrilen hükümet
KuveytKuveyt18 Şubat 2011Protestolar, polis ve Bedeviler arasında çatışmalar •Kabine istifa etti [72]0[73]Yenilenen hükümet
Batı Sahra Batı Sahra20 Şubat 2011Protestolar[74][75][76]1[77]Küçük çaplı protestolar
Toplam ölüm:+150,000 (devam ediyor)
** Kaynak : Wikipedia

  Wikipedia'dan alınacak özet bilgilerle bile hem Dünya tarihinin hem de yakın tarihin en önemli sosyal ve siyasal hareketlerinden birinin Arap Baharı olduğunu anlayabiliriz. Küçük gösterilerle veya Tunus'taki gibi halktan birinin kendini yakması, öğrenci veya sol grupların duvar yazılarına polis müdahalesi gibi olayların büyümesi ve çığ haline dönüşmesi ile sonuçlanan bu direniş dizgesinin hem sosyal hem iktisadi hem de etnik altyapıları olduğu gerçeğiyle karşılaşmaktayız. Bundan önceki bölümlerde bahsettiğimiz Küresel Ekonomik Kriz ve Wikileaks olayıyla da bu olayları kronolojik olarak bağlantılı hale getirmenin daha sağlıklı bir ekopolitik okuma şansı vereceğini düşünüyorum. (Bu bağlamda İran'da Arap Baharı'ndan 1.5 sene önce seçim sonuçlarına hile karıştığı iddiasıyla başlayan süreç de bu kronojiye eklenebilir, salt Arap Baharı ekseninde olmasa bile.) En azından Tunus'taki ilk ayaklanmanın ve birçok ülkedeki diğer ayaklanmaların ekonomik pahalılık, ülkenin diktatöryel eğilimli kralının-başkanının aşırı harcamaları veya ulaşım, sağlık gibi hizmetlerin ucuzlaştırılması gibi masumane noktalardan büyüyüp içinden çıkılmaz bir krize dönüştüğünü gözlemlersek devrimlerin alt yapısına ekonomik kriz ve şeffaflaşma isteğinin nasıl damga vurduğunu görürüz. Tabi burda dikkat çeken bir başka unsur da özellikle sosyal medya örgütlenmeleri ile ayaklanan kitleleri manipüle eden yapılar, kuruluşlar ve ülkeler. Bunlar belgelendirmesi zor ve bolca  varsayım içeren saptamalar olabileceği için üzerinde durmamız pek mümkün görünmüyor.(İlgilenenler için CFR, CIA, OTPOR, AIPAC, OSF, Bilderberg gibi kuruluşlar araştırılabilir) Ancak özellikle Arap Baharından çok çok uzaklarda Ukrayna'da geçtiğimiz günlerde yaşanan devrim ve ayaklanma veya iki ay önceki Almanya Hamburg Direnişi gibi olaylar dış güçlerin iktisadi savaşının görünmez yüzlerinin artık meydanlar olabildiğini ve yine iktisadi ve ekonomik bir savaş sonucu olsa da , bu tarz hareketlerde safiyane halk yerine dış güçlerin tahrikiyle manipule olabilen halk kitlelerinin etkin olabildiğini bizlere kanıtlıyor. Bu bağlamda Soros'un finanse ettiği devrimler ve örgütleri, ABD - Almanya - AB ve Rusya - Çin - İran eksenindeki çekişmelerin meydanlara yansıması gibi konuları da ayrıca incelenmek gereklidir.(Ayrıca adı Arap Baharı olsa da ABD ve İngiltere dahil pek çok Avrupa ve Güney Amerika ülkesinde de bu eylemler yayılmış ve ekonomik krize benzer şekilde küresel etki göstermiştir.)


Son Bölüm :  Ekonomik Kriz, Arap Baharı ve Wikileaks'in Türkiye'ye Etkileri :

  Öncelikle şöyle başlamak gerekli ki Türkiye'ye bu olguların etkileri ve tesirleri geç gözlemlenmektedir. Ekonomik krizin etkileri 2009'da ortaya çıkmış ve görünür olmuş ancak Türkiye'yi kriz Kıta Avrupa'sı ve ABD  kadar etkilememiştir.(Gelişmekte olan ülke pazarlarının görece pozitif etkisi, FED tahvil alımları v.b sebeplerle) Arap Baharı Suriye'yi derinden, İran ve Ermenistan'ı fazla sarsmayacak şekilde etkilemiştir(Arap ülkeleri olmamalarına rağmen). Ayrıca Irak'da da etki göstermiştir ancak Irak'ın kendi dinamikleri zaten yeterince karışık olduğundan fazla göze batmamıştır. 2009 Haziran Ayaklanması İran'ı, Occupy Eylemleri  ve ekonomik kriz ise  Yunanistan'ı etkilemiş ve halkı sokağa dökmüştür, Türkiye'nin bizzat dışişleri seviyesinde  yakından ilgilendiği ülkeler olan Mısır ve Tunus liderlerini devirmiş yeni dinamikler işletmiştir ancak periferisinde karmaşa sürerken, tüm komşuları bir şekilde bu dinamiklerden etkilenirken, Türkiye'de 2013 Haziran'ına kadar geniş katılımlı bir sokak eylemi olmamıştır.(Kürt hareketinin sokak eylemlerini saymazsak, o daha bize ait bir konu ve bu dizgenin dışında bir değerlendirme gerektiriyor) Buradan şu sonuca varmak istiyorum ; hiçbir etkiden muaf değiliz. Konjenktürel olarak güçlü bir iktidar, 2011 seçimlerinde daha da güçlenen bir otorite, sürdürülebilir olmayan ama günü kurtarabilen ekonomik modelleme, medya ve muhalif akımları susturan ve Wikileaks benzeri oluşum veya sızmaları önleyen devlet erki varlığı bu etkileri bir nebze geciktirmiş olabilir fakat elbet bir şekilde bu değişim, dönüşüm ve şeffaflaşma hareketleri iyi veya kötü Türkiye'yi etkileyecekti ve etkileyeme çoktan başladı, çok hızlı bir dönüşüm süreci ile de devam edecek. Çok değil bir sene önce Kürt Açılımını da başlatarak adete şov yapan ve iktidarını perçinleyen bir otorite gözler önünde zayıflamaya ve erimeye başladı ve tüm bunlar sadece bir yıl içinde oldu. Haziran Direnişi Türk halkının içinde biriktirdiği öfkeyi ve sabrını kustu.  Buna eklemlenecek bir ekonomik dar boğazın(Ki bilgilerini bir önceki yazıda vermiştik, Gelişen piyasalar krizinin en kırılgan ülkelerinden biriyiz), bu akıma eklemlenebilecek bir ayrılıkçı Kürt Hareketi ve halk muhalefetinin, Gezi benzeri yeni eylemlerin olmayacağını iddia etmek şu şartlarda zor. Kısacası iktidarın mucizesi sayesinde atlatıldığı sanılan buhran Türkiye'yi daraltmaya hazırlanıyor. Türkiye tarihi bir dönemece girmiştir fakat tarihte az rastlanır derecede güçsüz ve tedirgin bir haldedir. Yazımızın konularıyla bağlamaya çalışırsak son dönemde çıkan sızıntı ve belgelerin Türkiye'nin geçikmiş Wikileaks'ı (Wikileaks belgeleri açıklandığında Türkiye ile ilgili çok önemli belgeler de sızmıştı ama o zamanki toplum dinamikleri ve iktidar gücü fazla bir hasar alınmadan ilerlenmesine neden olmuştu), Gezi Eylemleri Türkiye'nin geçikmiş meydan baharı, ekonomik sıkıntılar ve piyasalardaki ve üretimdeki düşüşler, ekonomik pahalılık gibi unsurlar da Türkiye'nin gecikmiş ekonomik krizidir. Buna seçim dönemlerinde yaşanabilecek İran Ayaklanması Benzeri isyanlar(İran'da seçim sonuçlarına hile karıştığı iddiası ile başlayan ve 2009 Haziran Ayaklanması), Kürt-Türk veya Sunni-Alevi ekseninde Suriye benzeri bir iç savaş senaryosu (Buna az ihtimal veriyorum. İktisadi veya sosyal olarak iç savaş dinamiği göremiyorum fakat ihtimal dahilinde olduğunu ve şu anda Suriye'deki vahşetin 200.000 ölü boyutunda olduğunu da unutmamak lazım. Bir Kürt ayaklanması ve özerklik talebi ise şaşırtıcı olmayacaktır, bu yönden risk yine de büyük) gibi ihtimalleri de eklersek önümüzdeki aylarda (Nisan-Mayıs) gerçekten umulmadık, şok edici sosyal hareketlerle karşılaşabileceğimiz olasıdır. Özellikle Tunus veya Mısır benzeri, veya Ukrayna benzeri isteklerle başlayacak eylemlerin gideceği nokta gerçekten belirsizdir. Tüm bu ülkelerde genç işsizliğin çok yüksek olduğunu, milli hasılanın düşük olduğunu ve bu yüzden gençlik ve sol hareketler önderliğinde büyük karmaşaların başlayabildiğini düşünmek ve buna göre hareket etmek zorundayız. Bununla birlikte Türkiye ekonomisinde başlayacak bir kriz sosyal dinamikleri ve toplum hareketlerini fazlaca etkileyebilir. Son ekonomik gelişmeler bu yönde bir gidişatın olabileceğini ortaya koymuş,(Dolar kuru etkisi, enflasyon ve işsizlik rakamları) iç gerginliklerin de bu dinamiği olumsuz etkileyeceğini gözler önüne sermiştir.  Buna ek olarak az önce bahsettiğim Kürt ayaklanması riski de ayrıca ulusal güvenlik riski olarak görülebilir Türkiye Cumhuriyeti için. Ama tüm bu faktörlerden ötesinde önemli bir diğer faktör , Türkiye'nin Wikileaks'ı dediğim sızıntılar, resimler ve iktidarı zayıflatan argümanların aratarak devam edeceği gerçeğidir.  Bu sızıntıların ayrıca Arap Baharın'daki gibi  'Fakir halkın zengin ve bonkör diktatörleri' vurgusunu şiddetlendireceğini ve yolsuzlukların toplumun sosyal stresini arttıracağını da düşünürsek  süreci şiddet ve sokak eylemlerine döndürebilecek potansiyele sahip olduğu gerçeğiyle yüzleşebiliriz.

Sonuç : Türkiye geçikmiş de olsa 1-) Küresel Finansal Kriz 2-) Wikileaks Belgeleri Sızıntıları 3-) Arap Baharı gibi olayların geç tesirleriyle karşı karşıya. Hem içeride hem dışarı da bu kaosu besleyen dinamikler de bu sürece katalizör etkisi olmaya devam etmekte. Sadece bir halk ayaklanması değil bir etnik savaş, bir dış dinamik tehdidi de söz konusu. Umarım bu sürecin ulaşacağı nokta Suriye'deki gibi bir dram olmaz, en aşırı  ihtimalde bile Tunus veya Mısır'daki gibi bir iktidar değişimiyle sonuçlanır. Ancak önümüzdeki aylar için olumlu bir Türkiye geleceği perspektifi sunmak ekopolitik okumalar sonucu mümkün değil. Kargaşanın, karmaşanın, kaosun tüm dinamikleri oluşmuş durumda. Umuyorum bu sancılar yeni,  ideal, şeffaf ve adaletli bir Türkiye'nin doğum sancılarına işarettir... Aksi gerçekten felaket olur, malesef...


Sevgiler,

Nevzat Onur Çapalov