Hürriyet

1 Ocak 2015 Perşembe

Dünya Türkiye’nin Değil Güneşin Etrafında Dönüyor

Başlığı okurken yaşadığınız şaşkınlığınızı hisseder gibiyim. Bu yüzden yazıya başlarken uyarımı yapıyorum. Bu yazı astronomi ile ilgili değil, Türk toplum yapısının eleştirisiyle ilgilidir. Yüksek dozda Türk toplum yapısı kritiği ve yüzleşmesi içerir.

Başlığın anlamını açarsam demek istediğim şu ; ideoloji, gelir durumu, sosyal konum gibi parametrelerle ufak değişiklikler göstermekle birlikte, ortalama bir vatandaşımızı ele alırsak, veya ülkemizin tüm insanlarını karıştırıp tek bireye indirgeyecek bir hayal-ütopya kurarsak, aşağı yukarı şu sonuca ulaşıyoruz ;  Dünya kesinlikle bu hayal ürünü olarak ürettiğimiz ama aynı zamanda çevremizde yüzlercesi bulunan ulvi şahsiyet için üretilmiş. Dünyada başka hiçbir toplum yok, hiçbir medeniyet olmamış, kendi inandığı dışındaki değer yargılarının hiçbir önemi yok, kendisinin eğilimi olduğu inanç dışındakiler kesinlikle ve şüphe götürmeksizin cehennemlik veya sapkın. Yine dünyadaki tek doğru din bu ulvi kişiliğin mensubu olduğu din, ne rastlantıdır ki en ideal mezhep de yine bu kişinin tercih ettiği veya ontolojik olarak kabul etmek zorunda olduğu mezhep, en doğru örf ve adetler onun ailesi ve yakın çevresinin ona dayattıkları, tartışmasız. En iyi memleket, tabiki onun doğduğu memleket. En zeki çocuk eğer bir çocuk sahibiyse yine bu kişinin çocuğu, değilse de mutlaka bir akrabasınınki, gen yakınlığı olan bir yakınınınki olmalı. Dünyadaki en iyi araba süren kişi tabiki bu üstün kişi, yine tek seferde 5 kişiyi dövebilen(Bu ne acayip bir yetenekse ?!), her işten anlayan, dünyanın en çekici erkeği veya kadını da muhtemel bu ortalama, hayali kişimiz. Ne doktorların, ne mühendislerin istediği ama avucunu yaladığı hanım kızımız da bu kişi olabilir normal olarak. Yine bu hayali kişiliğe göre dünyanın her yerinde düğünlerde çifte telli oynanıyor, davul çalınıyor, Ankara’nın Bağları türküsü eşliğinde geleneksek-feodal eğilimler, danslar coşku ile gerçekleştiriliyor, kız isteme ve kız verme gibi cinsiyeti metalaştıran bir bilinçaltı eğilimi(Her ne kadar masum bir adet gibi görünse de) tüm dünyanın her köşesinde yaygın ve normal.


Oysa realiteye, gerçek dünyaya dönersek durum oldukça farklı. Kafalarımızda kurduğumuz ve ekseni bizim merkezimizde bulunan bu farazi kabuller, pratikte temelsizliğinden çürüyor. Anlatmak istediğim şu, dışımızda bir dünya var, bir evren var ve bizimkine hiç de benzemiyor. Dünyanın en kutsal devletinin bizim yaşadığımız coğrafyada olması olasılığı en azından basit bir mantık-felsefe veya istatistiki metotla baktığımızda, oldukça zor görünüyor. Yine en doğru din-mezhep-itikat tercihini sadece bizim üç tarafı denizlerle çevrili coğrafyamızın yapmış olduğunu iddia etmek, en azından geriye kalan 7.5 milyar kişiye biraz haksızlık etmek olmaz mı ? Esas sorun şu, anlamakta zorlandığımız veya işimize gelmeyen gerçek şu ;  biz düğünlerde Ankara’nın Bağları ile oynarken, havaya silah sıkarak kutlama yaparken, yeşil ışıkta değil de sarı veya tercihe bağlı olarak kırmızı  ışıkta geçerken, bisiklet yolunda motorla gezerken,  başlık parası adı altında kadını metalaştırıken, biz bir maden ocağında 301 defa ölürken veya bir şantiyenin asansöründe ucuz hayatlarımızı kaybederken,  başka bir  dünya da başka bir eksende dönüyor, ilerliyor. Biz kendi algımızla yaşarken geriye kalan 7.5 milyar da kendi algı ve gerçekliklerine göre kendi doğrularıyla ilerliyor.  Ve işin özüne bakarsak yaklaşık 100.000 yıldır, yani ne etnik kimlikler, ne örfler-adetler, ne gerçek anlamda dinler oluşmamışken, diller oluşmamışken, sınırlar oluşmamışken de, ortak atalarımız homoheidelbergensisler, neanderthaller, homo sapiens idaltular, homo erectuslar,  bir şekilde yaşamda kalmaya ve türlerinin devamlılığını sağlamaya çalışıyorlardı. Yineliyorum anlamamız gereken sanıyorum şu ; dünya bizim gerçekliğimizden ve algımızdan ibaret değil. Dolayısıyla birey olarak da toplum olarak da doğru olduğundan şüphe duymadığımız hatta tüm insanlığın kabul ettiğini ve uyguladığını düşündüğümüz- sandığımız eylemlerimizden ;  topyekün, toplum olarak şüphe etme zamanımız çoktan geldi de geçiyor bile.

Belki başka ülkeler de çok büyük kurtuluş savaşları vermiş, destanlar yazmıştır kimbilir ? Belki onlar da çok büyük şehirleri fethetmiş ve tarihin akışını değiştirmişlerdir. Belki onların dini veya felsefesi de çok kutsal, çok kadimdir, onların adetleri de saygıyı hak ediyordur, neden olmasın ? Daha doğrusu neden bizimkiler en doğrusu, en gerçeği, en iyisi olsun ?

Bu yaptığımız ve inandıklarımızdan bir gün olsun şüphe etmemenin ve sonsuz özgüvenli bir toplum oluşumuzun(Sadece bazı konularda) tıpta ve psikoloji de makul bir karşılığı var ; Dunning-kruger etkisi. Toplumun tümünde yarattığı etki ise biraz daha dramatik sonuçlar doğuruyor. Bu dramatik sonuçları, trafikte size özgüvenli küfürler edebilen bir orta yaşlı amca, metroda üstünüze çıkabilen bir amca veya teyze, kaldırımda içinizden geçmeye çalışan bir üstün  ‘Matrix’ şahsiyeti veya yürüyüş yolunda olmanıza rağmen size korna çalan bir motorbisikletli satıcı, veya kürsülerden sizin düşünce biçimlerinizi yuhalatabilen, sizi küçük düşürebilen bir 'dünya lideri' şeklinde görebiliyoruz somut olarak. Aslında birbirinden farklı görünen bu davranış bozukluklarının temel paradigması aynı mesnetsiz ve gereksiz özgüvenden, nobranlıktan ve kabalıktan besleniyor. Toplumun en alt kademesinden Çankaya’sına kadar bu durum böyle.

Biz bunları yaparken diğer dünyada neler oluyor diye düşünürsek(Diğer derken bizden daha kötü durumdakilere de göz atabiliriz, ama bu yazıda görece daha iyi durumdakilere bakıp öykünmeyi tercih ediyorum) ; şu an Cern’de milyar dolarları hadron çarpıştırıcısına yatırmış bir grup  insan karanlık maddenin,  atomaltı taneciklerin, W-Z tanecikleri ve higgs bozonunun sırrını çözmeye çalışıyor. Evet evet,  bizler TEOG adlı bir sınav sistemiyle 100 km uzaktaki lise öğrencisini imam hatip lisesine istemsiz de olsa kayıt ettirmeye zorlamaya yarayan, ‘bir nesil kayıp sistemi’ icat ederken, bazıları da W-Z tanecikleriyle kafayı bozmuş durumda, ne garip değil mi ?!  Tam da şu günlerde Apple firması i-Phone 6 lansmanını yapıyor mesela, bizim gibi cari açığı tavan yapmış üçüncü dünya ülkelerinin hane halkı borcu 1.5 milyar liraya dayanmış seçkin  bireyleri kredi kartlarına bir 2000 liracık borç daha eklesin diye lansmanlarını ve ürün pazarlamalarını çok cazip yapıyor olmalılar.

Şu an bazı denizciler Horn Burnunu dönüyor, denizciliğin mabedine çıkıyor, Fransız Guyanası’nda bizim kültür ve dinimize çok uzak olan yerliler yöresel danslarını yapıyor, Capo Verde adalarında sakin, deniz dolu bir hayat süren, Türkiye’nin yerini ve adını bile bilmeyen balıkçılar var mesela. Muhtemelen Avusturya’nın güzel bir şehrinde, mimarisi TOKİ mimarisine hiç benzemeyen estetik ve sanatsal kaygısı yüksek bir opera binasında güzel melodiler çalınıyor. Muhtemelen  Las Vegas’da kumar oynanıp  çok büyük günahlara giriliyor, ama yine muhtemelen bu günah durumu umurlarında bile değil.  Seattle’da bir Grunge barda hala Pearl Jam ve Nirvana çalıyor falan…

Çok üzgünüm ama dünya Ankara’nın Bağlarından, cennetteki huri metaforlarından, evlenip, çocuk sahibi olup, orta sınıf ahlak ve gelir tuzağının cenderesine  sıkışıp, orta sınıf hayallerle ölmekten ibaret değil. 14 milyar yıllık bir evrenin, 4.5 milyar yaşındaki bir gezegeninin, kökeni  100.000 yıl öncelere dayanan bir canlı türünün, 26-45 doğu meridyenleri ve 36-42 kuzey paralelleri arasına sıkışmış bireyleri olarak, dünyayı çözdüğümüzü sanmakta biraz fazla cüretkar davranmıyor muyuz ? Bu toplumumuzun en alt tabakasından, en üst tabakasındaki sözde ‘Dünya Liderleri’ne kadar yaygın bir olgu değil mi peki ? Yine çok üzgünüm ki bu kozmik kutsiyeti çözmek  ve anlamdırmak için henüz hepimiz için erken. Eğer illa bir şeyleri çözmek ve bilgi iddiasında bulunmak gerekliyse bunu ; ülkemizdeki birey ve eğitim kalitesini arttırmakla, gelişmişlik indeksi değerlerini yükseltmekle, milli gelir ve milli kültür sahipliği oranını arttırmakla, üçüncü sınıf işçi kazalarıyla birinci sınıf emekçileri kaybetme alışkanlığını bitirecek teknolojileri kullanmakla ve  yaratmakla, Nobel ödüllü yazar,bilim adam veya kadını, düşünür sayısını artırmakla, bilimsel makale kriter indeks sayılarını yükseltmekle,  üniversitelerimizin kalitesini arttırmakla, yeni Nuri Bilge’ler Kaan Müjdeci’ler çıkarıp ülkemizi böyle konularda gururla temsil edip, tanıtmakla yapabiliriz.


Dünya yalnızca bizim bildiklerimizden, gördüklerimizden ve benimsediklerimizden ibaretmiş gibi yaşamayalım. Çok açık ki dünya bütün bildiklerimizi tekrar tekrar unutturacak kadar büyük, karmaşık ve sonsuz. Onu çözmek için emek ve çaba harcayalım. Şu kutsal döngüye de biraz saygı duyalım.

Hiç yorum yok: