Hürriyet

1 Ocak 2015 Perşembe

Hantal Devlet Yapısı ve Türkiye

Devletler de tıpkı bireyler gibi belirli karakteristik özellikler içerir. Bir başka deyişle bireylerin kümülatif karakter, yetenek ve birikim toplamının 'devlet' denen kavramı yarattığı da söylenebilir. Bu karakteristik özelliklerin oturması ve gelişmesi, söz konusu devletin ; sosyolojisi, siyaset bilimi tarihi ve birikimi, iktisadi yapısı, coğrafyası, tarihi ve bürokratik yapısı ile, kısacası ekopolitiğiyle bire bir ilintilidir. Bu karakter ve devlet yapısı bu dış etkilerle farklı bölgelerde farklı coğrafyalarda farklı yapıda birey-devlet ilişkileri geliştirmiştir.

Batı dünyası adı altında kategorize edebileceğimiz gelişmiş devletler, hali hazırda sürüyor olan yaygın ekonomik sistemin egemen devletleri, orta çağdan başlayan ve günümüze kadar uzanan uzun bir yolculukla, aydınlanma ve pozitivizm hareketiyle, diğer kategorideki devletlerden farklı bir yapıya kavuştular. Bunun için bedeller ödediler, iç savaşlar yaptılar, bilim,  sanat hatta din konusunda bir değer ve fenomen yarattılar. Üniversitelerini marka hale getirip bilgi ve uygulanabilirlikle harmanlanmış bir teknoloji ürettiler ve dünyanın geri kalanına bu ürünleri pazarladılar. Zaman zaman(Ya da her zaman) Doğu'yu ve diğer az gelişmiş toplumları kontrol ettiler, çoğunlukla ulaşamayacakları kadar uzak olan ülkelerin kaynak ve güçlerini içten yönetebilmenin bir yolunu buldular. Öyle veya böyle, kendileri açısında ideal sayılabilecek bir sistemi oturttular ve yaklaşık olarak iki yüzyıldan beri bu zenginliğin keyfini sürüyorlar, bu zenginliğin bedelini de dünyanın geri kalanına ödetiyorlar.

Diğer yandan öteki dünyaya, Orta doğu'ya, Afrika'ya, Asya'ya, Güney Amerika'ya baktığımızda resim bu kadar berrak görünmüyor. Ve elbette, tüm yenileşme modernleşme ve Batı'ya öykünme çabalarına rağmen Türkiye için de ideal edilen noktaya ulaşılmış görünmüyor.

Batı ile Doğu arasında bir sentez, bir geçiş ülkesi sıfatı zorunlu bir şekilde coğrafi ve jeopolitik olarak omuzlarına yüklenmiş olan ülkemiz, bu arada kalmışlığın sancılarını cumhuriyet döneminden başlayan ve hala süregelen canlı tarihimizde yaşıyor. Devlet bürokrasisinden, birey haklarına, azınlıkların varlığını kabul ettirememe sorunundan, militarist devlet yapısına, hukuk sisteminin karmaşıklığından ve yanlılığından, devlet kademelerinin en üstlerine kadar işlenmiş ve yaygın hale gelmiş yolsuzluk ve rüşvet çarklarına kadar, birçok sorunsalı ve yapısal  devlet hantallığını içinde barındıran bir forma sahip Türkiye.

Batı'nın 16. Yüzyılla başlattığı, Fransız Devrimi, Sanayi Devrimi ve onu takip eden yeni sınıfsal çekişmelerin oluşturduğu modern dünyanın dışında kaldık ve elemine edildik. Cumhuriyet denememiz ile, bu kopuşu telafi etmek ve kaçan tarihi yakalamaya çalıştık. Her türlü sorunumuza, yapısal çıkmazlarımıza rağmen, halen bir değer yaratmak, Batı'nın erdemli ilkeleriyle Doğu'nun bilgeliğini sentezleyebilecek vizyoner bir bakış üretmek için çok geç sayılmaz. Bu da ancak bireye değer veren, devleti yaşatmak için bireyin yaşaması gerektiğine inanan, bilim çalışmaları ve akademik anlamda değer üreten, gerçek anlamda demokrat ve özgürlükçü bakış açılarıyla mümkün olacaktır.

Gelir adaletsizliği  konusunda Üçüncü Dünya ülkeleriyle aynı kategorideyiz.  İnsani gelişmişlik indeksinde, refah toplumu tezini uygulayabilmiş devletlerin uzağındayız. Birey hakları ve demokrasi seviyemizin düşüklüğü başlı başına çözmemiz gereken bir sorun. Soma gibi ancak gelişmemiş ülke kategorisinde yaşanabilecek bir faciayı daha yeni atlattık, kadın cinayeti haberleri her gün gözümüzün önünde.   Ekolojik bir taleple yola çıkmış Gezi Olayları'na devletin verdiği, ülkeyi gaza ve kana bulayan sert tepkinin etkileri hala hafızamızda. Ülke bürokrasisi ve hiyerarşisi paralel, diyagonal, sinüsoidal sözlerinin ve geometrik iddialarının arasında, belirli kesimleri ayrıştırıcı bir söylevle çalışmaya devam ediyor. Belli bir ortak paydada buluşamayan, gruplar halinde birbirine giren ve ayrışmaya devam eden bir toplum hangi mutabakat metninde buluşabilir ? Hangi konuda kendi çıkarını bir kenara bırakıp toplum refahı ve mutluluğunu düşleyebilir ?

Türk devlet bürokrasisi ve yapısının kronik sorunları, tarihimizin başından beri süregelen, birey olarak  alışkın olduğumuz yapısal sorunlar. Hangimiz ufak bir imar işimizi halletmek için onlarca izin alırken, perişan olurken, hiç izin alınmadan yapılmış ve hukuki boşluklardan yararlanan üst zümrelerin çok katlı yapılarını kaçak ve izinsiz inşa ettiğine tanık olmadık ? (Ünlü yazar ve aydın Sevan Nişanyan şu an imar konusu yüzünden, daha doğrusu devlet babanın sözünü dinlemediği gerekçesiyle hapiste. İşlediği suç, Şirince'de  çocukların alternatif eğitim alıp eğlenebileceği bir alan oluşturmak, 'Matematik  Köyü' kurmak.) Hangimiz  ufak bir memuriyet işi için saatlerce sıra bekleyip kuyruklarda yorulmadık ? Hangimiz trafikte huzurla ve güvenle araç sürebiliyoruz ? Hangimiz 'devlet' kavramının gerçekten birey olarak bizim çıkarımızı düşündüğüne inanıyoruz ? Türkiye'de rüşvet ve kayıt dışı ekonomi diye bir gerçeğin olduğunu kim yadsıyabilir ? Militarist devlet ve kolluk kuvvetlerinin belirli dönemlerde belirli zümreleri kutsayıp, biz sıradan vatandaşları ezdiğine daha geçen yaz tanık olmadık mı ? Aynı şekilde başka türde kolluk kuvvetlerinin de, Türkiye'nin mutlak siyasal gücü başka elitlerin ve  güçlerin elindeyken, sırf inançlı oldukları için insanların fişlendiği bir 'post modern' darbeyi hep birlikte yaşamadık mı, daha 16 yıl kadar önce ? Bu devran hep böyle mi sürüp gidecek ? İttihat ve Terakki-Hürriyet ve İtilaf ikileminin yarattığı çekişmenin günahını, tarihin geldiği şu son modern günde, bizler mi bedel olarak ödeyeceğiz ? Gücü eline alan paradigma ve anlayış, balyozu diğer kesimin kafasına indirmekten ne zaman vazgeçecek ?

Ve sorunun belki de en önemli basamağı ; biz sıradan vatandaşlar mı devletleri yaşatmak için ömrümüzü  harcayacağız, yoksa devletler mi biz bireylere mutlu bir ömür hediye edebilmek için bu absürt sistemlerini ve anlayışlarını değiştirecek ?

Özetle herkes için, dindarlar için, laikler için, solcular için, sağcılar için, ulusalcılar için, etnisitesi farklı olanlar için veya olmayanlar için, hemen şimdi ; yaşam, demokrasi, eleştiri ve mutlu olma hakkı diliyorum.

Bu hakkı kazanmak da, yılların katılaşmış devlet paradigmasını halk olarak değiştirmeye çalışmakla mümkün olacak, biliyorum.

Hiç yorum yok: