Hürriyet

1 Ocak 2015 Perşembe

Türkiye'nin Kara Kutusu : Hakan Fidan

CIA, MOSSAD, SAVAMA, MI6, BND, KGB-FSB, El Muhaberat… Dünyadaki haber alma ve istihbarat servislerinden bazıları. Zaten varoluşları itibariyle gizemli olan bu kuruluşların Türkiye’deki karşılığı bilindiği üzere Milli İstihbarat Teşkilatı(MİT). Ve aslında Türkiye’de gizemi arttıran  esas unsur MİT’in son  Müsteşarı Hakan Fidan…

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Sır Küpüm’ dediği, Türkiye dış politikasına ve iç politikasına yön verebilecek bir konumda bulunan ve esasen hakkında çok az şey bilinen bir isim Hakan Fidan. Doğum yeri, ailesi, askeriye ve oradan MİT’e uzanan kariyeri konularında çok az bilgi mevcut. Aynı şekilde kendisinin beyanat veya videolarına ulaşmak veya basınla diyalog kurduğu bir dönem bulmak da gerçekten zor.

Bilinmeyen Fidan ve Kariyeri
MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın nereli olduğu konusunda net bir bilgi olmadığından bahsettik. Anne ve babasının kim olduğu da maalesef net olarak bilinmiyor. Evli ve üç çocuk sahibi olduğu dışında ailevi bir bilgisine de ulaşılamıyor. Kariyeri genel anlamda 2000 yılı sonrasındaki bilgilerden ibaret, ondan öncesi muğlak. Sivil az sayıdaki MİT müsteşarlarından biri olsa da geçmişinde bir askeri referans var. 1986 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri’ne girdi ve eğitim sürecinin ardından Kara Kuvvetleri Muhabere Okulu mezunu oldu. Orduda bilgi işlem birimlerinde çalıştı. Bir dönem askeriyede ‘İstihbarat Astsubayı’ görevi yaptı.
Sonrasındaki dönemde belki de yaşamının dönüm noktası olan NATO görevleri ve Avrupa seyahatı başlıyor. Almanya’da NATO’da görev yaptığı dönemde aynı zamanda üniversite eğitimini tamamladı ve UMUC Europe’dan (University of Maryland University College Europe) Yönetim ve Siyaset Bilimi alanlarında lisans dereceleri aldı. Bu gelecek kariyeri için bizlere büyük ip uçları veren belki de ilk gelişme. Türkiye’ye döndüğünde Bilkent Üniversitesi’nde tez çalışmalarına ve akademik faaliyetlere devam etti. 2001 yılında ordudaki mecburi görev süresi dolar dolmaz istifa etti. Fidan askeri konulardan ziyade akademik anlamda dış politika ve siyaset çalışmak istiyordu. Yüksek lisans tezi ‘‘Dış Politikada İstihbaratın Rolü’’ ve doktora tezi “Enformasyon Teknolojilerinin Uluslararası Antlaşmaların Doğrulanmasında Rolü” oldu. Benzer periyodlarda(2000-2003), yıllar sonra ciddi bir işbirliği içinde olacağı ve Türk dış politikasını ve iç güvenliğini şekillendireceği Ahmet Davutoğlu, Nam-ı Diğer ‘Hoca’ da, ünlü siyaset bilimi tezi ‘’ Stratejik Derinlik’’ üzerinde çalışmalarını bitirmişti ve çalışmaları akademik anlamda ses getirmeye başlamıştı, ne tesadüf. Bu ikilinin ileride yakın bir ortaklık içinde olacağı ve Orta Doğu dengelerini değiştireceği henüz bilinmiyordu.

TİKA ve MİT
2003 yılında TİKA başkanı olmasıyla Türk bürokrasisindeki yükselişi tam olarak başladı. O dönem Dışişleri Bakanı olan Abdullah Gül ile iyi ilişkiler geliştirdi ve TİKA’nın  Orta Dğu ve Balkanlardaki faaliyetleri arttı. TİKA’daki başarıları dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ilgisini çekti ve Hakan Fidan Başbakan Müsteşar Yardımcılığı görevine atandı. Aynı zamanda Atom Enerjisi Ajansı Yönetim Kurulu’na seçildi ve bazı akademik çevrelerde de çeşitli görevler aldı. 2006-2008 döneminde Başbakanın Dış Politika Baş Danışmanı Ahmet Davutoğlu ile birlikte önemli zirve ve toplantılara katıldı. Bu sürecin sonu, Emre Taner’in yerine  Mayıs 2010’da MİT Müsteşarlığı’na atanmasıyla son buldu. Artık Türk istihbaratının başında sivil kökenli biri vardı.

Mavi Marmara, Oslo , 7 Şubat Krizi,  Açılım Süreci
Bu döneme denk düşen bir başka tesadüf(Veya bir rasyonel  iktidar politika planı), Ahmet Davutoğlu’nun meclis dışından biri olmasına rağmen , bir kanun hükmünde kararname kararıyla Dışişleri Bakanlığı’na atanması oldu. Yıllar boyu çeşitli vesilelerle görev arkadaşlığı yapan Fidan ve Davutoğlu ikilisi, artık devletin iki çok kritik iki makamının başındaydı. Dış basında özellikle Fidan’a yönelik eleştirilerin başlaması  gecikmedi. Bunun  iç basında ve özellikle de cemaat medyasında  yankı bulması ve bu cenahtan Fidan’a eleştiriler gelmesi o dönem için şaşırtıcıydı çünkü henüz ‘paralel’ kavramı Türkiye’de oluşmamıştı ve cemaat ile Ak Parti hükümeti birçok konuda tam bir mutabakat içindeydi(Örneğin Ergenekon Davaları). Bu eleştirilerin nedeni olarak, cemaatin MİT Müsteşarlığı için önerdiği isimlerin değil de Başbakana ve Davutoğlu’na yakın Hakan Fidan’ın  müsteşarlığa atanmasının cemaatte yarattığı hayal kırıklığı gösterilebilir. Dış medyanın bu kadar eleştirel yaklaşmasının  nedeninin de Fidan, Davutoğlu ve Erdoğan  troykasının alabileceği olası agresif iç ve dış politika pozisyonundan kaynaklandığını düşünüyorum. Fidan göreve başlar başlamaz, tıpkı Davutoğlu gibi büyük bir krizin ortasına düştü. Mayıs 2010’da İsrail’e yardım götüren ‘Mavi Marmara’ isimli geminin uluslararası sularda İsrail tarafından yapılan bir operasyona maruz kalması ve 9 kişinin ölmesi Türkiye ve dünya gündemine bomba gibi düştü ve gelişen süreçte olay uluslararası bir kriz haline geldi. Benzer dönemlerde Fidan’ın PKK terör örgütü polit-bürosu  ile Oslo’da gizli görüşmelere katıldığı ve devletin sonraları adını ‘’ Çözüm Süreci’’ alacağı bir sürecin baş aktörü olduğunun anlaşılması oldu. Bu gizli görüşmelerin başarıyla geçtiği düşünülse de planları bozan şey görüşmelerin yaklaşık 1.5 yıl sonra internet yoluyla sızdırılması oldu. Bu da Türk istihbaratının gücünün ve tabi başındaki genç ismin sorgulanmasına neden oldu. Ve Fidan’ın belki de en kritik virajlarından biri de 2012 Şubat’ında, başbakanın ameliyat  istirahatinde olduğu bir akşamüstü dönemin savcısı tarafından sorgulamaya çağrılması oldu. Başbakanın hasta yatağından devreye girip, kriz büyümeden Fidan’ı kendi aracıyla korumaya aldığı ve sorguya yollamadığı iddiaları, basında bu dönemden çok sonra yer buldu. 7 Şubat MİT krizinin en önemli sonuçlarından biri de AKP ve Cemaat arasındaki kırılmanın Hakan Fidan üzerinden  artık net olarak gün yüzüne çıkması oldu.



Suriye İç Savaşı'nda MİT’in Rolü
Hakan Fidan ve Ahmet Davutoğlu ikilisinin ve tabi ki onların üst aklı Erdoğan etkisinin Türk Dış politikasına tam olarak yön verdiği dönemin en önemli olaylarından biri de ‘Arap Baharı’ adı verilen süreçti. Aralık 2010’da Tunus’ta başlayan ayaklanma ve sosyal hareketler, Mısır, Libya, Suriye, Bahreyn gibi ülkelere yayıldı ve dünyanın ekseni bir anda Orta Doğu coğrafyasına kaydı. Mısır, Libya, Tunus bir yana özellikle Suriye’de Mart 2011’de başlayan ve Beşar Esad iktidarına karşı başkaldıran büyük kitleler , süreci Türk dış politikasının da içine bolca dahil olduğu bir iç savaşa dönüştü. Bir yandan Suriye’den  kuzeye yani Türkiye sınırlarına doğru yaşanan göç ve Türkiye’nin sınırlarını açmak zorunda kalması, diğer yandan sınır güvenliğinin tehlikede oluşu süreci daha da zorlu bir dönemeç haline getirdi. Gelişen süreçte Türkiye’nin iktidar kanadında ve özellikle Davutoğlu-Fidan ikilisinde gelişen Esad düşmanlığı ve ‘Esad  3 aya gidiyor’ hayalleri ve söylevleri, hem Türkiye’nin yanıbaşındaki bir iç savaşı nasıl derinden etkilediğini gösterdi hem de bu sürecin artık Türkiye’nin de tüm sınırlarıyla içinde olduğu bir mücadele alanına evrildiğini herkese kanıtladı. Bu bilgilerden, sınırdaki tanıklardan, medyadaki bilgilerden yola çıkarak Türkiye’nin, Suriye iç savaşına gerek  ÖSO, El Nusra gibi örgütlere Esad’ın yıkılması için destek vererek, gerek  MİT aracılığıyla istihbarat alan araştırmaları yaparak angaje olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Gelişen konjonktür, dış denklemlerdeki kaymalar, BM heyetinde Rusya ve Çin’in ikna edilememesi gibi faktörler ve MİT’in karşısındaki güçlü Suriye İstihbaratı El Muhaberat, iç savaşın bir sonuca varmadan uzamasına ve net bir sonuç elde edilemediği gibi Esad’ın da şu gün itibariyle hala Suriye’deki en etkin güç olmasına yol açtı. Büyük bir hevesle ve operasyonel olarak MİT  ile girilen Suriye batağı, Cilvegözlü ve Reyhanlı’da patlayan bombalar, zaman içinde gelişen bir IŞİD virüsü ve  Türkiye’ye göç eden  yaklaşık 1.5 milyon mülteci şeklinde halen çözülmemiş sorunlar yumağı olarak durmakta.

MİT ve Basın İlişkileri
Hakan Fidan komutasındaki yeni MİT  yapılanmasının bir diğer özelliği de özellikle iktidara yakın medya kaynaklarına bilgi servisi edilmesi ve bu bilgilerle belirlenen stratejiler doğrultusunda algı yönetimi ve manipülasyon uygulamaları oldu. Aynı şekilde bu eğilimin sosyal medya aracığı ile Facebook ve Twitter üzerinden de yapıldığını belirtmemiz gerekir. Doktora tezinde de üzerine çalıştığı konulara yakın olan bu konuları kullandığı alan olarak Gezi Sürecini inceleyebiliriz. Büyük ve kontrol edilemez bir eylem dinamiği yakalayan hareketin üzerine gerek polis, gerek istihbarat, gerek sosyal medyada görevlendirilen timlerle giden devlet erki, sonuçta direnişin sıcaklığı ve dinamiğini kırmayı başarmış ve eylemselliğin daha da uzun periyotlara yayılmasını önlemiştir. Bunun paralelinde 17- 25 Aralık sürecinde de  aynı taktikler ve algı yönetimiyle operasyonun dinamiği kısmen kırılmıştır ve iktidar alabileceği en az hasarla bu dalgalardan sağlam bir şekilde çıkabilmiştir. Burada açık istihbarat kaynağı ve algı yönetim aracı olarak kullanılan bazı devlet politikası güdümlü  gazeteleri ; Sabah, Takvim, Akşam, Star, Yeni Şafak  ;  Tv yayınlarını ; TRT,  A Haber, Sky 360, 24 ve zaman  zaman Habertürk olarak basitçe sıralayabiliriz. Ayrıca ana akım medya olarak adlandırılan gazete ve televizyonlarda da mutlaka bir veya iki yazarın bu maksatla görevlendirildiğini söyleyebiliriz. Buradaki bir başka önemli husus bu gazetelerin bazı yazarlarının da  direkt olarak istihbarati olarak beslendiği ve yazılarını da bu yönde yazdığıdır.  Sosyal medyada da son dönemde türeyen ve aynı görüşleri savunup, aynı paylaşımları yapan bir ‘otomatik’ kitle oluştuğunu rahatlıkla gözlemliyoruz.  Bu kişilerin görevi toplumu ve özellikle kendilerine yakın olan kesimi yapılabilecek olan operasyonlara karşı uyanık tutmak, onları tehditler konusunda bilgilendirmek veya algı manipülasyonları ile bu kitleyi konsolide etmektir. Hoş,  bazı Ak Parti milletvekili veya danışmanlarının da bu yayın organlarında bizzat yazar olarak görüş paylaştığını zaten biliyoruz ve takip ediyoruz.

GES Komutanlığı ve Gölbaşı Tesisleri
MİT’te Hakan Fidan dönemiyle başlayan ve tıpkı Suriye’de daha önceki dönemlerde olduğu  gibi bir ‘İstihbarat Devleti’ yaratma idealiyle yön bulan değişim dönemi, sadece teorik değil ; aynı zamanda pratik ve teknolojik gelişmeleri de içerisinde barındırmakta. Bu bağlamda birçok önemli değişim olduğunu belirtmek gerekiyor. Bu gelişmelerden biri  MİT’in  tesislerini tek merkezde toplama idealiyle oluşturduğu Ankara Gölbaşı tesisleridir.Çok büyük çapta operasyonel  ve teknolojik potansiyele sahip (Dinleme, şifre kırma, yazılım yoluyla sistemlere sızma,siber saldırılara karşılık verme, tüm Orta Doğu ülkelerinde espiyonaj faaliyetleri  v.b) Genelkurmay Elektronik Sistemler Komutanlığı, 2011’de  askeriyeden MİT’e bağlandı.. CIA'ın Langley'deki üssü gibi bir merkez yapmak idealiyle oluşturulan bu tesisler, MİT’e her yönden teknolojik ve operasyonel faydalar ve güç sağlamıştır. Bu tesis Jandarma, Genelkurmay ve Dışişleri Bakanlığı’na kaynak oluşturma ve bilgi aktarma açısından da  kolaylık sağlamış ve önem kazanmıştır.

Yükselen Güç İstihbaratı
Ve son olarak geçtiğimiz günlerde pek de alışık olunmayan bir şekilde Hakan Fidan’ın da basın önünde hazır bulunduğu ve Başbakan Davutoğlu’nun bizzat açıkladığı ‘Yükselen Güç İstihbaratı’ kavramına değinelim. Fidan bu konuda yeni yatırımlar yapılması gerektiği brifingini Davutoğlu’na verdi. Başbakan'a yükselen güç istihbaratı kapsamında , yeni gelişen bir kavram olan  elektronik istihbarat kavramına yatırım gerektiğini söylendi. Alt yapı ve teknolojik yatırımların arttırılması gerektiğini belirtti. Üstelik sadece dinlemeler değil şifre çözme ve kriptolama için de çalışmalar yapılması gerektiğini açıkladı. Bunun dışında siber saldırılara hazırlık için de yüksek yatırımlı önlem ve gereksinimlerin olduğu  mesajı verildi.


Sonuç
Özetle MİT yeni bir döneme daha giriyor. Orta Doğu’nun, Kuzey Afrika’nın, Ukrayna’nın (http://tr.euronews.com/2014/11/10/ukrayna-da-ateskes-tehlike-altinda/) , Suriye’nin (http://www.habervakti.com/haber-detay/isid-bagdadinin-yaralandigini-dogruladi/09112014-232541 ), zaman zaman Türkiye’nin (Gezi, 17 Aralık, Kobani Eylemleri v.b.), Brüksel’in (http://www.evrensel.net/haber/96900/brukselde-120-bin-kisi-alanlara-cikti), Hamburg’un (http://www.dw.de/holiganlar%C4%B1n-hedefi-hannover/a-18035038), İngiltere ve ABD meydanlarının karıştığı(http://tr.wikipedia.org/wiki/Wall_Street'i_%C4%B0%C5%9Fgal_Et), stratejik şirketlerin patronlarının tuhaf uçak kazalarında öldüğü (http://www.hurriyet.com.tr/dunya/27424286.asp),  füzeyle yolcu uçağının düşürüldüğü (http://www.cnnturk.com/haber/dunya/yolcu-ucagi-fuzeyle-dusuruldu-295-olu), Hong Kong meydanlarının  karıştığı ( http://www.cnnturk.com/fotogaleri/dunya/occupy-hong-kong-eylemleri-tam-gaz), devlet başkanlarının birbirlerini dinlettiği (http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/106499/Merkel_Erdogan_i_dinledi_mi_.html), çok kritik toplantıların bile sızdırılabildiği (http://www.sabah.com.tr/gundem/2014/04/16/disisleri-dinlemesi-ayni-yapinin-isi) tuhaf  bir meydan savaşları ve yeni merkez-çevre dengesi oluşturma döneminden geçmekte dünya.

Türkiye de bu ateş çemberinin çok uzağında sayılmaz. Hem iktidarın  son dönemde radikalleşen siyasal eksen değişimi, hem de MİT’in bu değişimdeki etkileri, önümüzdeki dönemde Türkiye’nin kaderini belirleyecek. Tabi siyaseti ve ekopolitiği etkileyen onlarca parametre daha var. Düşünce kuruluşları(Think-Tank) çalışmaları, bizzat operasyonel finansör destekli  örgütlerin insiyatifi, Türkiye’de sırrı hala çözülememiş derin devlet kavramı ve uyuyan hücreleri, PKK- DHKP-C- IŞİD-ÖSO  tarzı emri nereden aldığı karmaşık olan örgütlenmeler, devlet erkanının ‘Paralel Yapı’ şeklinde adlandırdığı ve Türkiye’deki ağırlığını hala tam olarak kaybetmemiş olan yapılanma ve bizzat Türkiye içinde faaliyet gösteren dış istihbarat örgütleri(Savak, Muhaberat, Mossad, MI6...) gibi parametreler mevcut. Dünyadaki merkez-çevre kavgasının, finansal ve askeri köşe kapmacanın, hammaddeye giden yollara hükmetme kavgasının ve  Ukrayna’da(Euromaidan), ABD ve İngiltere’de(Occupy London- Occupy Wall Street, Ferguson Ayaklanması ( http://www.zaman.com.tr/dunya_abdde-siyahi-gencin-oldurulmesi-ulkeyi-ayaga-kaldirdi_2237776.html ),  Almanya’da, Brüksel’de, Arap Baharı’nda  yakın coğrafyalarda yaşananlar benzeri çalkantıların ve  ‘Meydan Savaşları’nın yansımalarını ülkemiz üzerinden de izleyebileceğimiz, türbülanslı kritik bir dönem yine bizleri bekliyor.

İddia edildiği gibi büyük sarayların ve büyük ideallerin ülkesi mi yoksa istihbarati zafiyetlerin yol açtığı felaketlerin ülkesi mi olduğumuzu önümüzdeki dönem daha iyi ortaya koyacak. Ya yine MİT komutasındaki mühimmat dolu tırlar sınırda durdurulacak veya MİT ve Erdoğan-Davutoğlu-Fidan eksenli politik tavır birçok engele rağmen durdurulamayacak. Orta Doğu’nun ateş çemberine devlet politikası olarak  bu kadar sokulduysak, niye yandık diye sormaya da hakkımız yok.  Sadece 'Güçlü Ordu' değil, 'Güçlü Akıl' ve 'Güçlü İstihbarat Bilgisi'nin de önemli hale geldiği bir dönemden geçiyoruz. Uzun vadede Hakan Fidan ve ekibinin, bunca karmaşık dinamik içerisinde hangi sonuç, başarı veya başarısızlıklara ulaşabileceği de büyük bir merak konusu olmayı sürdürüyor. Bu noktada taraf olmaktan çok olanları gözlemlemek, gerçeği aramak ve yorumlamak da bizlere düşüyor.

Hiç yorum yok: