Hürriyet

6 Haziran 2015 Cumartesi

Seçim Neyi Değiştirir ?

Türkiye, iddia edilen o ki, 7 Haziran günü tarihi kırılmalarından birini yaşayacak. Ülke gündemi, basın ve medya araçları, politikacılar ve halk, tüm ülke için kritik olduğu tarihi olduğu iddia edilen bu güne odaklandı. Genel seçim, 4 yıllık uzun periyotlar arasında yapılan ve elbette demokrasi ve parlamenter sistem açısından çok önemli bir kavram. 7 Haziran 2015 günü de tıpkı 3 Kasım 2002, 22 Temmuz 2007 ve 11 Haziran 2011 ve nicesi gibi tarihi bir gün olmaya aday. Temelde bu gerçeği kabul etmekle birlikte Türkiye’nin son dönemde yaşadığı gelişmeler ışığında şu sorulara da cevap aramalıyız sanıyorum : Türkiye’nin son dönem yaşadığı siyasal, sosyal ve kültürel problemler ; etnik, dini, mezhepsel ayrışmalar ve sosyal sorunlar ; dış politikada yaşanan gelişmeler ve sınır komşularımızda ve ülkenin çeperinde süren savaşlar ve karışıklıklar ; ekonomik gelişmeler ve hane halkına yansıyan ekonomik daralma ; ülke içinde geometrik şekillerle tasnif edilen ayrışma ve kapışma ; devlet erklerinin son dönemde artarak yaşadığı kutuplaşma ve devletin ve bürokrasinin kendi içindeki ‘hukuksuzluk’ savaşı, bir seçimle ve oy pusulasıyla çözülebilecek kadar basit sorunlar mı? Türkiye, acaba ideale yakın batı tipi bir parlamenter sistemde konuşarak ve tartışarak kolayca çözülebilecek problemleri çözebilme yetisini kaybetmiş olabilir mi ? Tüm kurumlarıyla canhıraş bir şekilde devlet içinde ‘baskın olan ideoloji ve erk’ olma edimiyle hareket eden bir devlet yapısı, sağlıklı bir gelecek perspektifi sunabilir mi ? Devlet, içinde oluşturduğu çeşitli gruplarla girdiği bu geri dönüşü olmayan savaşta zafere giden her yolun doğru kabul edildiği pragmatik inanç algısıyla, acaba Türkiye’nin 80 yıllık birikimini bir çırpıda harcıyor olabilir mi ? Türkiye acaba sorunlarını barış ve huzur içinde çözebilecek demokrasi kültürünü tamamen kaybetmiş olabilir mi ? O kritik eşik çoktan aşıldı mı? Bence bu soruların tümünden alabileceğimiz cevap ülke için olumsuz. Türkiye, yaşamakta olduğumuz gün itibariyle, ideal veya ideale bir nebze yakın bir devlette olması beklenen birçok ilkeyi yitirmiştir. Hukuk, anayasa, ceza hukuku, liyakat ülke içinde ideolojik hegemonyasını kurmaya çalışan çeşitli odaklar tarafından ayaklar altına alınmıştır. Bürokraside, orduda, emniyet ve poliste, memurlarda liyakat, eşitlik, ast ve üst hiyerarşisi darmadağın haldedir. Yargıya, Yüksek Öğrenim Kurumu’na, Yüksek Seçim Kurulu'na, HSYK’ya, Tübitak’a, Anayasa Mahkemesi'ne, Merkez Bankası’na, savcılara, hakimlere, valilere, askeriyeye, MİT’e, devlet ihalelerini denetleyen kurumlara, demokrasilerde 4. dengeleyici kuvvet haline gelen basına güven zayıflamış, hatta bitmiştir. Bir yanda kendi ideolojik perspektifinde kararlar alınmadığında hain ilan edilen devlet görevlileri, diğer yanda devlet ve iktidar ayrımını yapamayan ve her koşulda hukuksuz dahi olsa verilen emirleri uygulayan hegemonik iktidar objeleri, birbirleriyle girdikleri geri dönüşü olmayan savaşta aslında kendileriyle birlikte bir devleti eritmekte, yok etmektedir. Devletin stratejik bir kurumu olan MİT’e ait araçların, devletin başka bir stratejik kurumu olan Jandarma tarafından durdurulması olayını geçen sene yaşadık. Aynı olayda MİT görevlileri ile Jandarma görevlilerinin birbirlerine silah çektikleri haberleri basına yansıdı. MİT tırlarında Suriye’ye gitmekte olan silah ve mühimmat olduğu iddiasıyla onlarca haber okuduk. Bir cumartesi gece yarısı, normal bir batı tipi demokrasi devlet erkinin tatil keyfi yapması gereken bir gecede ve saatte, Türkiye Cumhuriyeti’nin sıradan vatandaşları olarak ‘ Sulh ve Asliye’ ceza kavramlarıyla tanıştık. Aniden alınan bir tahliye kararını, devletin bu tahliyeyi ‘paralel’ ilan edip karşı atağa geçmesini ve kararı aldıran hakimleri tutuklamasını hep beraber izledik. Yine geçtiğimiz dönemde Ahmet Davutoğlu, Yaşar Güler, Hakan Fidan ve Feridun Sinirlioğlu’nun stratejik bir toplantısının ses kayıtlarının internete düşmesine şahit olduk. Ses kaydının sızdırılması kadar dramatik olan ise o toplantıda konuşulduğu iddia edilen şeylerdi. Gezi’de yaşananları, 17-25 Aralık operasyonlarını, KCK-Balyoz-Devrimci Karargah-Ergenekon-Oda Tv davalarını tekrar tekrar hatırlatmaya gerek yok. Yapılan kaset operasyonlarını ve siyasetin kasetle dizaynına tanık olduğumuz günleri de. Hepimizin hafızasına kazınmış unutulmaz süreçlerdi. Şimdi tüm bu yaşananlardan sonra hatta ülkenin 1 numarasının, aynı zamanda sembolik de olsa ordunun başkomutanının, cumhurbaşkanının , bir partinin seçimi kazanması lehine çalışıyor olduğu, şekil itibariyle anayasanın askıya alındığı bir dönemin sonunda, hala sandıktan çıkacak sonucun ülkenin sorunlarını çözebileceğini inanlar varsa bu kişileri çok iyimser bulduğumu belirtmek isterim. Sandıktan çıkacak sonuca ne kadar güvenilebileceğinin de ayrı bir tartışma konusu olduğu söylenebilir. Kişisel kanaatime göre Türkiye’nin yapısal sorunlarının çözümünde bir işlev görmeyeceğine inansam da 7 Haziran seçimlerinin sonuçlarına dair de bir tahminde bulunursak, Ak Parti’de bir miktar düşüş, CHP’de ufak bir miktar artış, MHP’de bir miktar artış, HDP’de ise baraj seviyesi civarında bir oy oranı bekleyebiliriz. Bunun sayısal karşılıkları da ; Ak Parti %40, Chp % 26-28, Mhp %16- 18, Hdp % 9-10 şeklinde sıralanabilir. İzmir yerelinde de CHP’nin gücünü koruduğu, MHP’nin geçen seçimlere oranla bir ya da iki milletvekili daha fazla çıkardığı, Ak Parti’nin gözle görülür bir düşüş yaşadığı ve HDP’nin ülke barajını geçmesi halinde 1 veya 2 milletvekili(1 tanesi birinci seçim bölgesinden olmak üzere ) çıkardığı bir İzmir simülasyonu öngörülebilir. Tekrar belirtmek isterim ki Türkiye siyaseti, kritik eşiği maalesef aşmıştır. Siyaset tarihimizin bu noktasında vizyona girecek film, kendi hegemonya ve distopyasını devletin erklerine ve halka, yasal yollarla veya zorla dayatmaya çalışan çeşitli güçlerin ölümcül savaşını konu alan bir film olacaktır. 7 Haziran’ın sembolik önemi ise cumhuriyet tarihinin son barış ve huzur içinde yapılmış seçimi olmak olabilir. Önümüzdeki seçimden görece rasyonel çözümler ve dönüşümler beklemek, tamamıyla irrasyonel olan ülke şartlarında çok iyimser bir beklenti olarak kalacaktır. Uzun vadede yanılmak umuduyla…

Hiç yorum yok: