Hürriyet

11 Haziran 2015 Perşembe

Yol Ver Gidelim Taksim'i Ezelim

Tarih 7 Haziran 2013, yer Atatürk Havalimanı. Fas, Cezayir ve Tunus seyahatinden dönen dönemin Başbakanı Erdoğan, Gezi Eylemleri’nin en ateşli günlerinde, olaylara karşı tepki koymak üzere havalimanına kendisini karşılamaya gelen destekçilerine hitap ediyor. Kitlenin ön plana çıkardığı sloganlardan bazıları şöyle ; ‘’ Dik dur eğilme, bu millet seninle’’, ‘’Ya Allah, Bismillah, Allahuekber’’, ‘’ Yol ver gidelim, Taksim’i ezelim’’… O geceyi ve bu sloganları duyup irkildiğimi hatırlıyorum. Yanılmıyorsam o akşam veya yakınlarındaki başka akşamların birinde, Ethem Sarısülük, Kızılay Meydanı’nda polis kurşunuyla kafasından vurulmuş, Ali İsmail Korkmaz, Eskişehir’de bir sokakta yine polis tarafından dövülerek komaya sokulmuştu. Türkiye’nin bu olağanüstü, ürpertici, ürkütücü atmosferinde dönemin Başbakanı, kendisine ‘’Taksim’i ezmekle’’ ilgili öneriler sunan kalabalığa hiçbir uyarıda bulunmuyor ve neredeyse ‘gerekirse sıra ona da gelir’ mesajını veriyordu. Evet evet, o kitleye ; ‘’Kimseyi ezmeyeceğiz, hakkımızı meşru ve demokratik yollarla arayacağız, bu ülkedeki farklılıkları da anlamaya çalışacağız’’ demiyordu, resmen ‘ezin’ diyordu. 15 Haziran 2013 gecesi de polis gerekeni yapıyor, adeta 'destan yazıyor' , Taksim Meydanı’na inanılmaz sert bir müdahalede bulunup, çoluk çocuk, genç yaşlı ayırmadan, gaz bombası ve polis copuyla Taksim’i eziyordu. Tarih 7 Haziran 2015, Türkiye’de bir distopya ve otokratik rejim, çöküşünün ilk gecesini yaşıyor. Seçim sonuçlarına dair açıklamalarında, hala birinci parti olmalarından tutun da kaç ilde birinci geldikleri gibi argümanlarla savunmaya geçmeleri, yüzlerindeki somurtkanlığı ve en önemlisi korkuyu saklamaya, makyajlamaya yetmiyor. ‘400 vekil isterim’, ‘ Başkanlık isterim’, ‘400 vekil verin bu iş barış içinde çözülsün’ diye yola çıkan bir akımın, 258 vekil ile hükümeti bile kuramama zafiyetine düşmesinin herhangi bir makyajla veya formaliteden ve içi boş bir balkon konuşmasıyla saklayabileceği, kapatabileceği bir defosu yok. Bu sonuç, 13 yıllık seçim ritüelinin kırılması, yepyeni bir siyasi dinamiğin halk tarafından tecellisidir kuşkusuz. Aynı zamanda, 7 Haziran 2013 ile 7 Haziran 2015 arasında değişen dinamikleri de gözler önün seren bir realitedir. Meydanlarda, 2013 yılından önceki son ‘Allahuekber’ nidalı mitinge şahit oluşumuz Refah-Fazilet Partisi zamanına denk geliyor. Bu partilerin Türkiye tarihinde, en parlak dönemlerinde bile alabildikleri ortalama oy oranları, yüzde 17 civarındadır. Ak Parti de, eğer 2013 yılında iyiden iyiye ayyuka çıkan bu ideolojik sapmasında ısrar ederse, yüzde 20 mertebelerine kadar gerileyecek ve sonunda bitecektir. 17 Aralık 2004’te, Papa X. İnnocent heykelinin altında, Avrupa Birliği Müzakerelerinde tarihi belgeler imzalayan Erdoğan’la, 2013’te ‘’Allahuekber’’ nidaları eşliğinde ölüm fermanı isteyen, kitlesini uyarmak yerine coşturan Erdoğan’ın, reel politik açısından aynı sonucu alması beklenemezdi. SEÇMEN NE DEDİ ? Seçmen genel anlamda hiçbir şey demez ve demedi. İnsan türü, tasnifi kolay, sosyolojisi basit, fizyolojisi kolay açıklanabilir bir tür değil, en başta rasyonel değil. Dolasıyla 50 milyon seçmenin sandığa attığı pusuladan, daha üçüncü gününde net bir sonuç çıkarmak imkansıza yakın. Seçmen de rasyonel bir şey demedi. Sandığa gitti ve baskın gelen duygusal durumuyla bir karar verdi. Fakat şunu iddia edebiliriz ki, seçmen tüm insanların içindeki en temel korku ve en temel hayat fonksiyonlarını bu kez çalıştırdı. Ölüm ve yaşam… Varoluş ve ontoloji… Bu kadar keskin duygu durumları yaratmada özel bir çaba harcayan ve kendileri açısından tam tersi bir sonuç elde etmeyi başaran kişiler ise Erdoğan ve Davutoğlu’dur. Havuz Medyası’nın sürekli vurguladığı bir hipotez var, '' Dünya birleşti Erdoğan’ı indirecek. Cemaat, CHP, Geziciler, MHP, Ermeniler, İsrail, Kürtler,liberaller,sermaye hepsi birleşti'' Hipotezin havuz medyası sığlığına yakışır şekilde, elle tutulur ve mantıklı bir yanı olmamakla birlikte az da olsa bir gerçekliği var. O gerçeklik de şudur ; Ak Parti, 2012’de başlayan ve 2013’te iyice su yüzüne çıkan otoriter ve zaman zaman totaliter eğilimleriyle, bu ülkede her kesimden insanı aynı anda ve aynı oranda ürkütmeyi başarabilmiştir. Bu isteyerek bile denense zor başarılabilecek bir olgu iken, artık 2015 Türkiye’sinde bir politik realitedir. Türkiye’de bu kadar birbirine benzemez argümanlar ve paradigmalarla yola çıkan kitleleri, sandıkta görece rasyonel bir eğilim ve iktidarı zayıflatma motivasyonuna soktuğu için herkes Erdoğan’a teşekkür etmeli. Dünya’daki tüm canlıların bilinçaltlarının temel motivasyonu yaşamak ve ölümden kaçınmaktır. Erdoğan ve periferisi de, 2012 yılından beri insanların bu en güçlü bilinçaltı motivasyonunu, ideolojik sembol bilimleri ile tehdit etmektedir ve onları aynı cephede istemeden de olsa konsolide etmektedir. ''Her kürtaj bir Roboski’dir'', ''Yol ver gidelim Taksim’i ezelim'', ''Onların inlerine gireceğiz inlerine'', ''Kobani düştü düşecek'', ''Bu Bahçeli var ya bu Bahçeli, gerçek milliyetçilik bu değil'', ''Bu CHP müdürü SGK’yı batırdı'', ''Haberi yapan bedelini ödeyecek, onu bırakmam öyle'' , ''400 vekil verin bu iş barış içinde çözülsün'', ''Onlar gazetecilikten hapiste değil'', ''Bunlar özel değil sayın Baykal, bunlar genel genel'',''MHP'nin de başına gelen kaset olayları malumunuz'', ''Afedersiniz Ermeni bunlar, zerdüşt bunlar'', ''Milli iradeye başkaldıranların halini biliyorsunuz, Silivrideler'', '' Emri ben verdim, polisimiz destan yazmıştır'', '' Bunlar bir avuç kendini bilmez çapulcu'' … Ve daha yüzlercesi o malum ses tonuyla kulağınızda yankılanıyor olmalı. Farkındaysanız bu ayrıştırıcı dil hepimizi ortak bir paydada birleştirdi, ne garip... Sandıktan çıksa çıksa su sonuç çıkar ; '' Ölmek değil, yok olmak değil, yaşamak istiyoruz ! '' Bundan sonrası yenilenme, yeniden yapılanma ve 13 yılın kiri ve pasıyla yüzleşmenin başladığı süreç olacak. Muhalefetin vekil sayısı bu kir ve pas ile yüzleşmeyi sağlayacak düzeyde, hangi koalisyon modeli olursa olsun. Hatta erken seçim kararı bile alınsa, süreç iktidarın gizli ajandasının görünür hale gelme sürecine evrilecek. Ama hiçbir şeyin sanıldığı kadar kolay ve kısa olmayacağını da belirtmekte ve süreci dikkatle takip etmekte fayda var. Bu çöküşün bir gün başlayacağını bilenlerin mutlaka devereye sokacakları B planları da olacak. Bu planların Suriye'deki çetelerle bağı olabileceği de ürkütücü bir başka realite. Türkiye'nin önünde yeni ve uzun bir yol var ve bu yol her zamankinden daha kritik virajlarla dolu. Seçim bir önceki yazıda da değindiğimiz gibi henüz hiçbir şeyi değiştirmedi. Umarım uzun bir süreç sonunda olumlu yönde değiştirecek. Özetle ; Bu daha başlangıç, demokratik mücadeleye devam...

Hiç yorum yok: